12. Sınıf – Türk Edebiyatı – 3. Ünite – Cumhuriyet Döneminde Coşku ve Heyecan Dile Getiren Metinler

Bu konu 21 Şub 2012 Sal 11:37 tarihinde tarafından eklendi.
mm
12. Sınıf – Türk Edebiyatı – 3. Ünite – Cumhuriyet Döneminde Coşku ve Heyecan Dile Getiren Metinler

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ŞİİR

1960′lı Yıllarda Türk Şiiri

1960′lı yıllara gelindiğinde İkinci Yeniler şiir kitaplarını yayımlamayı sürdürdükleri gibi, daha önceki yıllarda şiirlerini yayımlayan Behçet Necatigil, Atilla İlhan, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ceyhun Atıf Kansuda bu yıllarda yeni şiir kitaplarını yayımlamışlardır.

Kırmızı Uçurtma
Ceviz ağaçlarının arasından
Güneş o Eti işi araba
Çekerken ikindi Tanrıçayı
Gün batısı yatağına
Çıkıverdi bir kırmızı uçurtma
Kâğıttan, yelden ve sevinçten.
Çocuğun kulağı ikindide
Yel geliyor mu? Yel nereden gelir?
Yaz altını zerdalilerde
Birikti durdu ceviz yapraklarının iyodunda
Birden hışırdadı gökyüzü elişisi
Bir yaprak düştü ve başladı yel.

Yel bir yiğitlemedir kavaklara
Ceviz dallarına bir okşama
Omuz başlarına bir güzelleme
Ve çıkıverdi bir uçurtma
İki kanatlı gök kapısını açıp birdenbire
Sevinçleme.

Karıncalar içgüdüyle biriktirirler
Yaz otlarından aşlarını
Ve arıların biriktirdiği bal
Bir içgüdü gizeğidir çiçeklerden
Sen ey kırmızı uçurtma
Bir düş birikimisin yaz göğüne.

Ve bir kara omcada
Alaca buğulu bir salkım üzüm
Kızarır güneşin koyağında
Yarın bir kızdır, büyür
İkindi yelinin tarlasında
Kırmızı gelinciğinde uçurtmanın. Ceyhun Atuf Kansu

Bu yıllarda şiirlerini yayımlayan şairlerden biri,1940 toplumcu şairler kuşağının en gençlerinden olan Ahmet Arif’tir. Yankılar uyandıran, halk şiirihece şiiri ve aruzla yazılmış şiirlerin söyleyiş özelliklerinin bir arada bulunduğu şiirlerini Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabında toplayarak yayımlamıştır.

1960′lı yılların toplumcu şarileri kimlerdir?

Ahmet Arif‘le birlikte, Mutlu Olmak Varken adı altında bütün şiirlerini bir arada yayımlayan A. Kadir de toplumcu şairler kuşağının 60′lı yıllardaki temsilcisi olarak yer alır. A. Kadir’e toplumsal temaları işleyen şairler olarak Hasan Hüseyin‘le,Şükran Kurdakul‘u ekleyebiliriz.

Hasan Hüseyin önce, kullandığı dil ve şiir dünyasını algılaması bakımından Atilla İlhan‘ın etkisinde kalmışsa da giderek kendi söyleşyişini bulmuş, Kavel, Kızılırmak, Temmuz Bildirisi adlı şiir kitaplarıyla toplumcu şiirde yeni örnekler vermiştir. Hasan Hüseyin bu üç kitabına Kızılkuğu, Ağlasın Ay Şafağı, Oğlak, Acıyı Bal Eyledik, Kelepçenini Karasında Bir Ak Güvercin… gibi kitaplarıyla yetmişli ve seksenli yıllara geçmiştir.

Şükran Kurdakul da, şiirimizin geleneksel biçimleriyle yazdığı toplumsal şiirlerini topladığı Nice Kaygılardan Sonra, İzmir’in İçinde Amerikan Neferi, Giderayak, Halk Orduları kitaplarıyla altmışlı yılların şairleri arasına katılıp günümüze değin gelmiştir. 1960′lı y ılların sonunda, yetmişli yılların başında İkinci Yeni hareketine tepkiler gösterilmeye başlandığı gibi,yeni toplumcu şairlerle karşılaşıyoruz.

Bu yılların genç kuşağı olarak Metin Demirtaş , İsmet Özel, Süreyya Berfe, Ataol Behramoğlu ve Özkan Mert’i görüyoruz. Şiir kitaplarını aynı yıllarda yayımlayan bu şairler arasında İkinci Yenilere karşı çıkanlar Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Özkan Mert ve İsmet Özel olmuştur.

İkinci Yeni Akımına karşı çıkan şairler kimlerdir?

Bir Gün Mutlaka adlı kitabıyla adını duyuran Ataol Behramoğlu , Yolculuk, Özlem ve Kavga Şiirleri, Ne Yağmur Ne Şiirler, İyi Bir Vatandaş Aranıyor, Kızıma Mektuplar, Eski Nisan, Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum, Bebeklerin Ulusu Yok, Yaşayan Bir Şiirkitaplarıyla günümüze gelmiştir.

Süreyya Berfe şiirlerini Gün Ola, Savrulan, Hayat ile Şiir, Ufkun Dışında adlı dört kitapta toplamıştır.

Daha önce yayımladığı Geceleyin Bir Koşu’dan sonra yetmişli yılların yazarları arasına Evet İsyan’la katılan İsmet Özel, bu kitabına Cinayetler Kitabı, ilk üç kitabını bir arada bastırdığı Şiirler, Celladıma Gülümserken, Erbain’i (4 kitabı bir arada) eklemiş-tir.

Kitaplarını yetmişli yıllarda yayımlayarak Cumhuriyet dönemi şiirinde yer alan ve yankı uyandıran şairler olarak da Can YücelAli PüsküllüoğluEray Canberk,Özdemir İnceAhmet OktayHilmi YavuzGülten AkınRefik Durbaş, Sennur Sezer ve Nihat Behram dikkati çekerler.

Şiirimizde toplumsal yergiye güncelleştirerek canlılık kazandıran, kullandığı ken­dine özgü sözcüklerle yarattığı yeni bir gülmeceyi lirizmle birleştiren Can Yücel ilk şiir kitabı Yazma’yı 1950′de yayımlamakla birlikte onu izleyen Sevgi Duvarı’nı yetmişli yılların başında yayımlayarak bu yılların şairleri arasına katılmıştır. Bu kitaplarını izleyerek şiirlerini on kitapta toplamıştır.


Şiir kitaplarını ellili yıllarda yayımlamaya başlayarakUnutma Onları’yla bu yılların şairleri arasına katılan ve şiirlerini topluca Babadat’ta yayımlayan Ali Püsküllü-oğlu; ilk şiir kitaplarını yine ellili yılların sonlarına doğru yayımlamaya başlaya-rak,Kırmızı Karanfil, Ağıtlar ve Türküler, Seyran Destanı ile yetmişli yıllarda dikkatleri çekip, bütün şiirlerini Toplu Şiirler’de bir arada yayımlayanGülten Akın; Kiraz Za­manı ile bu yılların şairleri arasına katılıp, Toplu Şiirler, Uykusuzluk ve Mavi Hayy’la günümüze gelen Özdemir İnce; şiirlerini altmışlı yılların sonlarına doğru yayımla-maya başlayarak, Sürgün adlı kitabıyla yetmişli yılların sonlarında şiirlerini oku­yuculara sunup, Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi, Kara Bir Zamana Alınlık, Yol Üstündeki Semender, Ağıtlar ve Övgülerlegünümüze gelen Ahmet Oktay; Bedrettin Üzerine Şiirler ve Doğu Şiirleri’yle yetmişli yıllarda tanınıp , II Cilt Toplu Şiirler, Gülün Ustası Yoktur , Erguvan Sözleri’yle günümüzde de şiirlerini yayımlamayı sürdüren Hilmi Yavuz, şiirimizi gerek biçim gerekse söyleyiş özellikleri ve temalar bakımından İkinci Yeniler’in şiirlerinden tamamen sıyırarak toplumcu görüşe yönelmişlerdir. Aralarında Hilmi Yavuz, uyak düzeni, kullandığı sözcükler ve benzetmeler, söz dizimi yönünden Divan Şiirini yeniden canlandırma denilebilecek özgün şiirler yazmıştır.

 

Bu şairlerle birlikte,1960′lı yılların başında, Gecekondu adlı kitabıyla adını duyurup ona Yasak’ı ekleyen Sennur Sezer, toplumsal konulara değinen bir şair olarak görünürken, 70′li yılların şairleri arasına katıldığı Direnç’te topladıklarında ve onu izleyen şiirlerinde yalın bir söyleyişle içten uygularla yazdığı şiirlerini yayımlamıştır.

1970′li Yıllarda Türk Şiiri

70′li yılların başında Kuytu Sular’la şiirlerini tanıtan Eray Canberk, şiirlerinde ele aldığı kişisel ya da toplumsal temaları içten bir duyarlılıkla diline de özen göstererek yazmıştır. Yüreğinin Burkulduğu Zaman‘la seksenli yıllara geçen Canberk Eskimiş Yalnızlığa ve Ebrular’la günümüze gelmiştir.

1970′li yılların toplumcu şairleri kimlerdir?

Refik Durbaş’la Nihat Behram bu yılların toplumcu şairleri olarak görülüyorlar. Refik Durbaş 70′li yılların sonunda yayımladığı Siyah Bir Acıda kitabıyla bu yılların yazarları arasına girmiş, Çırak Aranıyor ve Menzil’le günümüze gelmiştir. Şiirlerinde 12 Mart olaylarını yansıtan bir şair olarak dikkati çeken Nihat Behram, Hayatımız Üzerine Şiirler’le adını duyurduktan sonra, şiir yazmayı sürdürmüş, Yeniden Kendi Şehrim’le günümüze gelmiştir.

70′li yılların şairleri arasında, Akdeniz, Mor, Dört Kişiydiler Bir de Ben, Yeryüzünün Yü-reği, Yerdeli Gökdeli, Zeytinli Fırın Sokağı, Güz Ey, Fide adlı kitaplarıyla toplayanCengiz Bektaş‘ı Sihiyadan Nara’ya, Dünyaya Bakış, Bir Nisan Akşamında kitaplarıylaErgun Evren’i eklemek gerekir.

İnanç Çiçekleri
Her yanımız çiçek 
-Sevmek-çiçekleri
Yaşamayı sevmek
Çalışmayı sevmek

Sevmek işimizi
Elimizin usumuzun emeğini
Dolu dolu
Yüreğimiz titreyerek
Sevmek işimiz
Bizden olanı
Dosdoğru sevmek
“Dostuna dost düşmanına düşman”
Olmayı bilerek
İşimiz sevmek

Yerimizi yurdumuzu
Suda yelde ateşte
Sevmek birliğimizi       ( Cengiz Bektaş )

1980′li Yıllarda Türk Şiiri

1980′li yıllara geldiğimizde, bu yılların genç şairleri olarak ilk dikkati çekenler Yaşar Miraç, Ozan Telli, Abdülkadir Bulut ve Ahmet Ada oluyor. Bu şairlerin özelliği halk şiirinden, dilinden ve kültüründen yararlanmalarıdır. Yaşar Miraç, Trabzonlu Deli-kanlı, Ozan Telli, Şahince adlı şiir kitaplarını bu yılların başında yayımlayarak geniş bir okuyucu kitlesini etkileyip, aynı çizgide yazdıkları şiirlerini yayımlamayı sür-dürmüşlerdir. Ahmet Ada Taş Plak Gazeller’le günümüze geldiği gibi, Abdülkadir Bulut’un şiirleri ölümünden sonra Ülkemin Şiir Atlası adıyla yayımlanmıştır. 80′li yıllarda genelde, değişik bakış açılarıyla toplumun acılarını yansıtmakla birlik­te, değişik temalara değinen yer yer alaysılama ve gülmeceyi kullanan şairler olarak,Abdülkadir Budak, Ali Cengizhan, Metin Altıok, Ahmet Telli, İsmail Uyaroğlu, Ahmet Erhan, Güven Turan, Tuğrul Tanyol, Erdoğan Alkan, Neşe Yaşın, Nurer Uğurlu, Adnan Özer, Hüseyin Yurttaş, Gültekin Emre, Enis Batur, Hüseyin Atabaş, Metin Demirtaş, Şükrü Erbaş, Salih Bolat, Enver Ercan en çok dikkati çeken şairler arasında yer alıyorlar.

1990′lı Yıllarda Türk Şiiri

90′lı yıllarda bu şairlere kendilerinden söz ettirenler olarak Turgay Kantürk, Gülsüm Akyüz, Metin Cengiz, Sina Akyol, Sunay Akın, Hulki Aktunç, Güngör Tekçe, Akgün Akova, Muzaffer Erdost, Ali Asker Barut, Melisa Gürpınar, Ersin Salman gibi adlar eklenmiştir.

Kuş Çiçek
Geldi mi desem gece yarısı
Gelecek mi desem

Ay ışığı çağların sevgisidir ulaşır
Sana dek mi desem

Özlemden kim ölmüşse korkunç değil
Son solukları kelebek mi desem

Yüz bin parlasalar da seni anlatır hep
Yıldızlar tek mi desem

Kuşmu desem yalnızlığıma şimdi
Çiçek mi desem

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Özet

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki şiirde Milli edebiyat döneminin şairleri etkilidir. Kurtuluş Savaşının acıları, yeni kurulan devletin sorumlulukları şiirde kendini lirik bir idealizm olarak gösterir.

Şiirde zamana dikkat çekilir, içerik zenginleşirken dış yapı özellikleri yavaş yavaş bırakılır. Önce serbest müstezatla bozulan şiir dizesinde kırılmalar çoğalır. Konular toplumsallaştıkça şiir; ölçü, uyak gibi ögelerden kurtulur.

Cumhuriyet döneminin ilk topluluğu Yedi Meşaleciler‘dir. Amaçları şiiri tek düzelikten kurtarmaktır, fakat Ziya Osman Saba dışındakiler pek başarılı olamamışlardır. Cahit Sıtkı Tarancı ile Fazıl Hüsnü Dağlarca çok kendilerine özgüdürler.

Cumhuriyet döneminin ikinci topluluğu; Orhan Veli, Oktay Rıfat ile Melih Cevdet Anday’dan oluşan Birinci Yeniler (Garipçiler)dir. Şiirden ölçü, uyak atılır. Şiir diline konuşma dilinin yakınlığı getirilir. Konunun da şairane olması gerekmez, sokaktaki adam şiire girer. Garip etkisi bugünkü şiirimizde bile görülür.

1950′lerden sonra toplumsal konulardan uzaklaşan şairler imgeye ya da alaylamaya yönelirler.

Cumhuriyet döneminin üçüncü topluluğu İkinci Yeniler‘dir. Birinci Yeniler karşıt olarak yeniden dış yapıda biçime, konuda seçiciliğe ve anlatımda şairaneliğe yönelirler.

1960′lı yıllarda Nazım Hikmet‘in kitaplarının yayınlanmasıyla yeni bir toplumcu şair kuşağı yetişir. Can Yücel şiirin lirizmi içine gülmeceyi sokmayı başarır.


Değerlendirme Soruları

Aşağıdaki soruların yanıtlarını seçenekler arasından bulunuz.

1.    Şiirde konu toplumsallaştıkça neden ölçü ve uyak gibi ögeler kullanılmaz olur?
A.  Öz, biçimin önüne geçince konu dağılır.
B.  Ölçü ve uyağa uygun sözcükler seçilirken aktarılan düşünceler sınırlı ya
da kapalı kalabilir.
C.  Ölçü düşünce anlatımına uygun değildir.
D.  Uyak anlamı güçlendirir, kullanılmasında sakınca yoktur.
E.  Şiirle toplumsal konular işlenmez.

2.    Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin ilk topluluğu aşağıdakilerden hangisidir?
A.  Milliyetçi şairler,
B.  Bağımsızlar,
C.  Garipciler,
D.  İkinci Yeniler,
E.  Yedi Meşaleciler,

3.    Garipçiler için “Güzeli değil, güzel anlatımı seçmişlerdir.” yorumu aşağıdaki yorumlamalardan hangisi ile çelişir?
A.  Sokaktaki adam ile onun yaşamından iyi, kötü her kesiti şiire sokmuşlar-
dır.
B.  Şiir dilinin şairane olması gerekmediğini savunurlar.
C.  Şiiri şiir yapan özelliğin ölçü, uyak gibi dış yapı ile ilgisi olmadığına ina­
nırlar.
D.  Şairaneliğin, şiiri, ulaşılması güç bir fantazi yaptığına inanırlar.
E.  Seslerle oynamaktan hoşlanırlar.

4.    1950′li yıllarda toplumcu şairlerin eser yayınlamadıkları görülür. Sizce bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A.  Şiirle uğraşmamışlardır.
B.  Toplumculuktan vazgeçmişlerdir.
C.  1950′li yılların hükümet yönetimiyle ters düşmüşlerdir.
D.  Sanatlarının anlaşılamadığını düşünmüşlerdir.
E.  Önceki şiirlerinin temaları sakıncalı sayılmıştır.

5.    Şiirin lirizmi içine gülmeceyi sıkıştırabilen şair hangisidir?
A.  Can Yücel
B.  Ercüment Behzat Lav
C.  Oktay Rıfat
D.  Metin Eloğlu
E.  Turgut Uyar

Yazar:
Prof. Dr. Olcay ÖNERTOY

Öz Şiir Anlayışını Sürdürenlerin şiirlerini inceleme
Necip Fazıl Kısakürek,
Ahmet Hamdi Tanpınar,
Ahmet Muhip Dıranas,
Ziya Osman Saba,
Yaşar Nabi Nayır (Yedi Meşale Grubu‘ndaki diğer isimler)
Cahit Sıtkı Tarancı

Öz (saf) Şiir Özellikleri Temsilcileri

•Saf şiir anlayışı Paul Valery‘nin şiirde dili her şeyin üstünde tutan görüşünden hareketle, Batı edebiyatından Paul Valery,Stephane Mallerme ve Divan şiirinin biçimci yapısından bir hayli etkilenen şairlerimizde (Ahmet HaşimYahya Kemal Beyatlı,Ahmet Hamdi TanpınarCahit Sıtkı TarancıAhmet Muhip DıranasBehçet NecatigilAsaf Halet ÇelebiNecip Fazıl KısakürekÖzdemir AsafFazıl Hüsnü DağlarcaZiya Osman Saba) görülen ortak zevk ve anlayışa verilen addır.

Türk edebiyatında “Saf Şiir” eğilimi Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle (Türk edebiyatında ilk poetika örneği kabul edilir.) başlar.

• Sanatın bir form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır.Bu anlayışla kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar.Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler,dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir.Dilde saflaşma düşüncesi,kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.

• Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimi,bu şairleri her türlü mektepleşme eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir.

• Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel(hayali) ve bireysel yön ağır basar.İçsel ve bireyci bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.

• Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır.Bu anlayıştaki şairler didaktik bilgiden uzak durup;bir şey öğretmeyi değil,musikiyle ya da musikinin çağrıştırdığı,uyandırdığı imgelerle insanın estetik duyarlılığını doyurmayı amaç edinirler. Kısacası bu şairler şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil ;duyulmak, hissedilmek için şiir yazarlar.

• Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendini hissettirir.

• Gizemsellik,simgecilik,bireysellik,ruh,ölüm,masal,rüya,mit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır.

Saf (öz) Şiirin Özellikleri -Özet

•Sanatın form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel Şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel imge düzeni oluştururlar.

•Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir.

•Dilde saflaşma düşüncesi kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.

•Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.

•Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel ve bireysel yön ağır basar .

•İçsel ve bireysel bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.

•Şiirde biçim endişisesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır.

•Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendisini hissettirir.

•Şairlerde sembolizm akımının izleri görülür.

•Gizemselcilik bireyselcilik,ruh, ölüm ,masal ,mit temaları yoğun olarak işlenir.

Açıklamalar:
[!] Şiirde ahengi; söyleyiş tarzı, ritm, kafiye, iç kafiye ve aliterasyon gibi ses benzerlikleri oluşturur.
[!] Millî Edebiyat Dönemi‘ndeki şiir hareketleri ve etkinlikleri bu dönemin şiirini oluşturur.
[!]Şiire özgü düşsel bir âlem kurulmuştur.

2. Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (1920-1940)

1920-1940 yılları arasında toplumcu gerçekçi şiirleri inceleme

Nazım Hikmet Ran
Yahya Kemal Beyatlı
Necip Fazıl Kısakürek
Mehmet Akif Ersoy

Serbest Nazım ve Toplumcu Şiir (1920-1960)

Ölçü ve kafiyeye gibi kurallara bağlı olmadan şiir yazma dünya edebiyatında Arnodi Heine ve  Eliot Cloudel ile başlar. Türk edebiyatında ise Fransızsembolistlerden etkilenerek serbest nazmın ilk temsilcisi olarak Cenap Şahabettinolarak görülür.

Serbest nazmın üç şekli vardır:

1) Ölçülü-kafiyeli serbest nazım: Serbest müstezattan daha serbest bir şekille yazılan bu şiirlerde dize bir sözcüğe kadar iner, fakat dizelerde bir kafiye vardır. Ölçü genellikle aruzdur. Ahmet Haşim bu şiirde çok başarılı eserler vermiştir. “O Belde” şiiri bu özellikleri taşır.

Ne sen
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa
Ne de alam-ı fikre bir mesa
Olan bu mai deniz
Melali anlamayan nesle aşina değiliz.  (Ahmet Haşim)

2) Ölçüsüz-kafiyeli serbest nazım: Kafiyede iç ritimden yararlanan ama ölçüsüz şiirlerdir. Mısralar hiçbir dış düzene sahip değildir. Edebiyatımız da Orhan Veli Kanık bu üslupta şiirler vermiştir.

‘İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalım
Boynuna vebalim!’ (Orhan Veli Kanık)

3) Ölçüsüz-kafiyesiz serbest nazım: Hiçbir ölçüye bağlanmadan hiçbir kural ve kayıtla sınırlandırılmayan ve dili duygulu söyleyişiyle öz sesinden ritim yakalanan şiirlerdir. Bu akım Orhan Veli’yle başlamış olsa bile onun şiirlerinde de kafiye, düzensiz de olsa vardır; o da daha sonraları tamamen kuralsız şiire dönmüştür.

GÜZEL HAVALAR
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada âşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti. (Orhan VELİ)

Kıyısına tuz ileten rüzgârı
balıkların yüzdüğünü duyarım.
Dinlerim yosunların konuştuğunu
midyelerin ağladığını.
Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır
delinir
kan akar.
Bir kanadı var
zehir yeşili… (Sait Faik Abasıyanık)

Toplumcu Gerçekçi Şiir Anlayışı

Bu şiir anlayışının temelini metaryalist dünya görüşü oluşturur. Bu edebi hareketin ideolojik arka planını ise Marksist ideoloji şekillendirir. Fakat bu edebi anlayış şekillerini oluşturasıya kadar ‘halkçılık ve köycülük’ kavramları üzerinde daha sonra ‘işçi’ kavramı çevresinde gelişmeye devam eder. Toplumcu Gerçekçi edebiyat anlayışını 1934 yılında Moskova’da yapılan ‘Yazarlar Birliği Kongresinde’ Maksim Gorki bazı maddelerle sıralar:
1-Toplumcu gerçeklik daha önceki ekeştirel gerçeklikten farklı olarak pragmatik bir edebiyattır ve tezi vardır.
2-Bu edebiyatta insanı belirleyen en temel öğe kolektivizmdir. Sosyalist bireysellik ancak kolektif emek içinde gelişebilir.
3-Yaşam eylemdir ve yaratmaktır.
4-Bu edebiyat eğitsel işlevle yüklüdür. Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi bu edebiyatın ana amacıdır.

Sanatı her türlü dinsel ve töresel bağdan kopararak bireysel varoluş biçimi olarak algılayan bu şiir anlayışı, bireye anlam kazandıranın toplum olduğunu savunur. Bu nedenle ilk toplumcu dalga edebiyatımızda köylücülük-ağalık çatışması, yönetici ve büyük azınlık arasındaki çelişkileri devrimci söylemle başlamıştır.

Başir Fuat, Hoca Tahsin Efendi, Abdullah Cevdet, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Ercüment Behzat Lav gibi isimler bu edebi anlayışın öncüleridir.

Bu sanatçılardan Nazım Hikmet özellikle Rus şair Mayakovski’den etkilenir. Tolumcu gerçekçi şairler Düşünce akımı olan ve edebiyatı da etkileyen Fütürizmden etkilenerek bu güne kadar gelir.

KÖRÜZ BİZ
Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan
Tan yerinden söken umut ışığı
Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim
Aydınlıklar sizin olsun körüz biz

Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara
Göremeyiz ateş böceklerini biz körüz
Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda

Bir bulut ne zamandır üstümüzde
Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında
Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz
Dolanır ayaklarımıza boğum boğum
Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır
Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz
Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner
Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden

Yeni körler peydahlarız uyur uyanır
Ayak altında eziledursun karınca sürüleri
Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel
Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi

Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı
Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan
Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta

Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan
Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk
Tetikte kendi parmağımız yabancının değil (Rıfat ILGAZ)

——————————————–

Fütürizm, İtalyan şair Marinetti (1876 – 1944)’nin 1909′da Fransa’da yayımladığı bildirgesiyle ortaya çıkan bu akım, yaşamın sürekli ve hızlı bir değişim içinde olduğunu, sanatın da bu değişime ve hıza ayak uydurması gerektiğini savunur. “Manifesto Futurista” adı verilen bu bildiride şu düşünceler savunuluyordu:
“Bizler, müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık gibi bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız. Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz.”

 

Fütürizm, (gelecekçilik) geleneksel sanat anlayışına karşı çıkarak, yeni anlatım yollarının ve biçimlerinin bulunması gerektiği görüşünü benimser; sanatın her dalına makineyi, hızı ve dinamizmi sokmak ister. Fütürizm, bir bakıma makineye olan hayranlığın türküsünü söyler, ölçülü, uyaklı şiiri reddeder. Serbest nazım biçimleriyle ve yepyeni sözcüklerle eserler vermeyi amaçlar; geleneksel dilbilgisi kurallarını dışlar.

Fütürist şairler geçmişe ait tüm değerleri yıkmak istemişler; geleneksel olan her şeye karşı çıkmışlardır. “Makineleşmeye hayranlık”, “hız”, “ataklık”,”gemilere, trenlere, uçaklara övgü”,”savaşın güzelliği” temaları fütürist şairlerin başlıca dayanakları olmuştur.

Fütürizm resim, heykel, mimarlık alanlarını da etkilemiş, ancak uzun ömürlü olmamış ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra yerini Dadaizme bırakmıştır. Bu akım, İtalyan milliyetçiliğine ve askeri işgalciliğine çanak tutmuş; Rusya’da Marksist şairler tarafından benimsenmiştir.
Temsilcileri: Marinetti,  Mayakovski
Türk Edebiyatında: Nazım Hikmet

PİSTON
Gürültüler arasından
Dan… Dan…
Gelir bir ses uzaktan
Makinenin gürültüsü
Pistonun gümbürtüsü
Piston… Ton… Ton… Ton
Piston… Pis…Ton…             (F.T. Marinetti)

SERBEST NAZIM VE NAZIM HİKMET’İN BAŞARISI

“Nâzım Hikmet şair olarak adını ilkin Hececiler çevresinde duyurmuş olsa da temelde onlardan çok ayrı bir anlayışın sanatçısıydı. Hece ölçüsünde yazdığı şiirlerinde, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Mehmet Emin gibi şairlerin toplumsal görüşlerini, siyasal düşüncelerini savunuyordu. İşgal altındaki bir ülkede, halkı işgalcilere karşı kışkırtıcı şiirler yazan bir direnişçiydi. Bolu’dan Moskova’ya hececi bir şair olarak gitmişti; dönüşünde, özellikle 1920′lerin ikinci yarısında yazdıklarıyla Türkçede ‘yepyeni bir şair’ olarak nitelenmeye başlandı. ‘Serbest Nazım’ diye adlandırılan yeni bir tarzın öncüsüydü.

“Basamaklı dizeler, serbest uyaklar, gerçi getirilen yeniliğin dış biçimde olduğu izlenimini veriyordu, ama asıl yenilik içerikteydi: Şiirin alışılmış konularının, temalarının dışına taşılmış, bunun sonucu olarak da dil, ton, ritim, söyleyiş değişmişti. “Çok aşırı görünen bir yeniliğin böylesine kolay benimsenmiş olması Nâzım Hikmet’in Türk şiir geleneğine bağlılığından, bu geleneği çok iyi özümlemesinden doğmuştur.

“Nâzım Hikmet Türk şiirinde en göze batan biçimsel devrimi yapmış olan şairdir. Şiiri siyasal bir kavga aracı sayması, bunu açıkça söyleyerek başarılı örneklerini vermesi de elbette yazın dünyamız için etkili bir yenilikti. Ama ondan önce de, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif gibi ünlü şairler toplumsal, siyasal, güncel sorunları doğrudan ele alan şiirler yazmışlardı. Nâzım Hikmet’in şiiri siyasal düşüncelerini savunmak için kullanışında onlara benzemeyen yan toplumsalcı oluşudur. Biçim alanında gerçekleştirdiği yenileşme ise şiirimizin bütünü için kökten bir dönüşüme yol açmıştır…

Bugün ‘özgür koşuk’ dediğimiz ‘serbest Nazım’ kesinlikle ölçüsüzlük değildi. Yer yer gene hece kalıpları kullanılıyordu. Ama kurallara bağlı kalınmadan, ‘serbest’ olarak davranılıyor, kalıptan kalıba geçiliyor, ya da hiçbir kalıba uyulmuyordu. Sözcüklerin birbirine bağlanışı, vurgular, harflerin sesleri, dilin müziği, bütün bunları saran bir uyum şairin işçiliğindeki en belirgin özelliklerdi. Başka bir söyleyişle, Türk şiirinde en göze batan biçimsel devrimi yaparken, Nâzım Hikmet şaire bir eylemci olarak yığınları kışkırtma görevini veriyordu.
Yakın tarihin bir panoraması niteliğindeki Memleketimden İnsan Manzaraları şiir, tarih, roman, öykü, oyun, senaryo türlerini birleştiren ‘yeni bir anlatı türü’ niteliğindedir.

ŞİİR:
835 Satır (835 Satır; Jokond ile Sİ-YA-U; Varan 3; 1+1=1; Sesini Kaybeden şehir)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü (Benerci Kendini Niçin Öldürdü; Gece Gelen Telgraf; Portreler; Taranta-Babu’ya Mektuplar; Simavne Kadısı Oğlu şeyh Bedreddin Destanı; şeyh Bedreddin Destanı’na Zeyl)

Kuvâyi Milliye (Kuvayi Milliye; Saat 21-22 şiirleri; Dört Hapisaneden; Rubailer)
Yatar Bursa Kalesinde, Memleketimden İnsan Manzaraları , Yeni Şiirler , Son Şiirleri , İlk Şiirler 
La Fontaine‘den Masallar
OYUN:
Kafatası (Ocak Başında; Kafatası; Bir Ölü Evi; Unutulan Adam; Bu Bir Rüyadır)
Ferhad ile Şirin (Yolcu; Ferhad ile şirin; Sabahat; Enayi)
Yusuf ile Menofis (Allah Rahatlık Versin; Evler Yıkılınca; Yusuf ile Menofis; İnsanlık Ölmedi Ya; İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?)
Demokles’in Kılıcı (İstasyon; İnek; Demokles’in Kılıcı; Tartüf – 59)
Kadınların İsyanı (Kadınların İsyanı; Yalancı Tanık; Kör Padişah; Her şeye Rağmen)

ROMAN-ÖYKÜ-MASAL: 
Kan Konuşmaz , Yeşil Elmalar , Yaşamak Güzel şey Be Kardeşim , Hikâyeler, Çeviri Hikâyeler, Masallar

YAZILAR:
Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil,
Yazılar (1924-1934), Yazılar (1935), Yazılar (1936)
Yazılar (1937-1962), Konuşmalar

MEKTUPLAR: Nâzım ile Piraye , Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar

Toplumcu Gerçekçi Edebiyatın Özellikleri nedir?

- Toplumcu gerçekçi şiirserbest nazım özellikleri taşır.
- Toplumcu gerçekçi şiir, ideolojik içerikli bir şiirdir.
- Toplumcu gerçekçi şiir, o güne kadar görülmemiş, denenmemiş bir görsellik, karmaşık biçimli teknikler barındıran bir şiirdir.
- Politik bir içerik taşıması şiirin etkileme ve belirleme gücünü yükseltmiştir.
- Şiirdeki paralel, simetrik akışlar ve kırılmalar Rus şair Mayakovski’den gelen yansımalardır.
- Materyalist ve Marksist bir dünya görüşü üzerinde temellendirilmiştir.
- Toplumcu gerçekçi edebiyat, halkçılık, köycülük kavraları ile hümanist bir düşünce etrafında şekillenen bir edebiyattır.
- Toplumcu gerçekçi anlayışın ekseninde “insan, toplum ve üretim ilişkileri” vardır.
- Toplum için sanat anlayışı vardır.
- Sanatkâr toplumun ruh mühendisidir.
-Toplumcu gerçekçi edebiyat eğitsel bir işlevle yüklüdür. Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi bu edebiyatın ana amacıdır.
-Sanat her türlü dinsel ve töresel bağlardan kurtulmalıdır.
-Toplumcu gerçekçi edebiyat, programa dayalı ve tezi olan bir edebiyattır.
-Toplumcu gerçekçi edebiyata iyimser bir bakış açısı egemendir.
-Toplumcu gerçekçi edebiyatta insanı belirleyen en temel öge kollektivizmdir.
Nazım Hikmet, Beşir Fuat, Hoca Tahsin Efendi, Abdullah Cevdet, Ercüment Behzat Lav ve Kadro dergisi yazarları (Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör ) bu edebiyat anlayışının öncüleridir.

Toplumcu Gerçekçiler (öykü-roman)

Önemli Temsilcileri:

Kemal Tahir (1910- 1973) : Konularını cezaevi yaşantılarından , Kurtuluş Savaşı’ndan, eşkıya menkıbelerinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluşturdu.
Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana …

Orhan Kemal (1914-1970): Hayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.
Eserleri :Roman: Murtaza, Hanımın Çiftliği…Tiyatro:72.Koğuş…

Yaşar Kemal (1923- .) : Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli romanı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.
Eserleri: Roman:İnce Memet, Yer Demir Gök Bakır, Teneke…

Fakir Baykurt (1929-1999): İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.
Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı…Hikaye: Can Parası.

Ayrıca bkz.>> 1960 ve 1970′lı yılların toplumcu şairleri kimlerdir?

Toplumcu Gerçekçilik/ Toplumcu Gerçekçilik Akımının Kaynakları

Toplumcu gerçekçiliğin boyutlanmasında Birinci Dünya Savaşı’yla, onun ardından gelen Rusya’daki Ekim ihtilali’nin etkisi vardır. Anamalcı (kapitalist) toplum düzeninin, yeni bir toplum düzenine dönüştürme sürecini başlatacak düşüncelerin yaygınlaşmasına, bu düşüncelerin yazınsal ürünlerin dokusu içinde yer almasına yol açmıştır. Şöyle de denebilir, anamalcı düzenin çok yönlü bir eleştiri yapma, bu düzenin yerini alacak olan toplumcu (sosyalist) düzeni gösterme eğilimi güçlendi.

Toplumcu gerçekçilik Marksist dünya görüşü üzerine oturan, dünyayı ve insanı bu görüş doğrultusunda algılayan bir yazınsal akımdır. Toplumsal çatışmayı ve bu çatışmanın insan üzerindeki etkilerini yansıtır. Bu yansıtımın en güzel örnekleriGorki‘nin çizdiği insan manzaralarında görülebilir. Anamalcı düzenin yırtıcılığını geleceğe olan inanç ve iyimser bir yaklaşımla öykülerinde ve romanlarında sergilemiştir. Bunu yaparken insanın hem kendisini hem çevresini değiştirebileceği gerçeğini, kendi yazgısının demircisi olduğu gerçeğini vurgulamıştır, insana “kendi kendisinin efendisi olabilmesi için” savaşması gerektiğini nedenselliğiyle birlikte göstermiştir. Anlatımını bu yönde biçimlendirmiş, şiirsel, açık ve yalın, gülümseyen bir temel üzerine oturtmuştur. “Serseriler”, “Stepte”, “Yaşanmış Hikâyeler” adlıöykü yapıtlarında, kendi özyaşamöyküsü üzerine yasladığı “Ekmeğimi Kazanırken”, “Benim Üniversitelerim”, “Çocukluğum” üçlemesinde Gorki’nin, daha doğrusu toplumcu gerçekçiliğin bu yönü bütün boyutlarıyla görülebilir. “Ana”, “Artamonovalar”, “Kum Samgin’in Hayatı”, “Foma…” gibi roman türündeki yapıtlarıyla “Ayaktakımı Arasında”, “Küçük Burjuvalar” adlı oyunlarında Rusya’daki kentsoylu sınıfın çöküşünü, daha kapsamlı bir deyişle yaşadığı dönemdeki Rusya’nın iç ve dış yapısını bireşimsel bir yöntemle aydınlatır.

Toplumcu gerçekçilik yazında ideolojik boyutun ağır basması, güzelduyusal ve sanatsal yönlerin arka plana atılması demek değildir. Tam tersine ideolojik ilkelerle güzelduyusal ilkelerin bir kâğıdın iki yüzü gibi ayrılmaz bir biçimde bileşimini içerir. Bu yönden yaşamı zenginliklerinden soyarak anlatmaya, şematizme ve şablonculuğa temelde karşıttır, insanı algılayış ve yansıtış yönünden de böyledir bu. Çünkü insan içinde bulunduğu toplumsal çevrenin ürünü olarak duyan, düşünen, tasarlayan bir varlıktır.

Toplumculuğun toprağında boy atıp gelişen bir akımdır toplumcu gerçekçilik. Bu yönden bireyle toplumsal düzen ve yapı arasındaki çatışmayı yansıtma yerine bu çalışmayı ortadan kaldıracak, bireylerin gelişmesine olanak sağlayacak; onları ruhsal ve fiziksel çöküşten, aktöresel yozlaşmadan kurtaracak bir düzeni yansıtmayı amaçlar. Bu yönüyle de eleştirel gerçekçilikten ayrılır. Eleştirel gerçekçilikte bireyin kendini tüketen koşullara karşı nasıl direndiği, başkaldırdığı gösterilmeye çalışılır. Toplumcu gerçekçilikteyse bu bireysel direnti, bu bireysel başkaldırı kitlesel bir genişiîk kazanır. Kitleler girer romana, oyuna, öyküye. Böylece yazınsal yaratıların insan dokusu değişir. Nitekim Gorki gibi toplumcu gerçekçiliğin işçilerinden ve kuramcılarından biri sayılan Mihail Şolohov yapıtlarıyla akımın bu yönsemesini somutlamıştır.

Toplumcu gerçekçilikte karaktere hangi açılardan bakılır?
B. Suchkov Gerçekçiliğin Tarihi adlı yapıtında bu soruyu değişik boyutlar içinde değerlendirirken şunları söyler: “Sosyalist gerçekçilik, karaktere, her şeyden önce çok çeşitli toplumsal etkilerin şekillenmesine yardım ettiği bireysel bir fenomen olarak bakar. Bu bakımdan sosyalist gerçekçilik, eleştirel gerçeklikte görülen karakter kavramını miras olarak alıp geliştirir. Ne var ki tam bu noktada bu iki yöntem arasındaki benzerlik kesilir, çünkü, sosyalist gerçekçilik, kahramanın karakterindeki toplumsal başafı (sosyal dominant’ı) algılar ve açığa koyar, ki burada, bireyin, hayatın dönüşüme uğratılmasıyla, hayatın tarihsel hareketi ve değişmesiyle, insan ruhundaki tutku, çıkar ve eğilimlerin mücadelesini önceden belirleyen ve koşullandıran etkenlerle ve insanın yaşadığı çağın toplumsal mücadele ve çatışmalarıyla olan bağıntısı yatar. Bilinçli historisizm, sosyalist gerçekçi yazarın, karakterde ki toplumsal başatı (dominant’ı), kendi manevi gelişmesinin temel bir etkeni olarak görmesini sağlar. Sosyalist gerçekçi edebiyat. Karakterlere büyük bir çoğunluk ve değişkenlik getirmiştir; çünkü, sosyalist gerçekçi edebiyat, yeni toplumsal ilişkilerin kurulması karmaşık sürecini ve kitlelerin yeni toplumsal farkındalığını yansıtabilmiştir. Sosyalist gerçekçi edebiyat, birey ile toplum arasındaki eleştirel gerçekçiliğin yapmış olduğundan çok daha karmaşık ilişkilerin bir çözümünü ve araştırılışını temsil eder.”

Toplumcu gerçekçilikte kahraman ülküleştirilmez, içinde bulunduğu toplumsal koşullar ve İlişkiler içinde ele alınır. Ancak bu koşullar ve ilişkileri kişiliğini geliştirme yönünde değiştirmeye savaşır. Kendi kişisel çıkarını toplumsal çıkarlarla bütünleştirmiş bir kişidir o. Terimsel bir adlandırmayla söyleyelim: Olumlu kahramandır. “Olumlu kahramanın güzelliği, sadece belirli ideal nitelikleriyle ortaya çıkmaz, bu niteliklerin iç çatışma ile biçimlenişi, bu niteliklerin pekişmesini engelleyecek her şeyi alt eden sağlam, ilerici güçlerin ve eğitimlerin zaferi ile kahramanın güzelliği anlatıma kavuşur.” öyle ki kahramanın bu gelişim süreci, okuyucuyu etkileyecek, onun da bu kahraman gibi bir gelişim göstertebileceği düşüncesi okuyucuda oluşacaktır.

Olumlu kahraman yaratma, geleceğin sınıfsız toplumunu sezdirtme toplumcu gerçekçiliğin kuşatımı içinde yer alan özelliklerdir. Bu noktada coşumculuğa (romantizme) yaklaşır yer yer. Ama bu geleneksel coşumculuktan ayrı bir renk taşır. Erişilmeyecek bir düşün ardında değildir toplumcu gerçekçilik. Geleceğe yönelik, düşle beslenmiş imgeler ve coşkusal öğeler içerdiği içindir ki coşumculuğa yaklaşmadan söz edilebilir.

Toplumcu gerçekçilik sanata ve yazına nasıl bir işlev yüklemektedir? Tartışma gündeminde olan bir sorudur bu. M. Şolohov, Nöbet Ödülü konuşmasının bir yerinde bu soruyu getirerek sözü, şunları söyler:

“Okuyucuya namuslu söz söylemek, halka doğruyu anlatmak, gerçeği anlatırken kimi zaman sert ama her zaman yürekli olmak, insanların yüreğine gelecek adına, kendi güçleri adına, geleceği biçimlendirmedeki yetenekleri adına güçlü inanç satmak. Bütün dünyada barış için mücadele etmek ve yazdıkları kanalıyla yazılarının ulaşabileceği her yerde barış savaşçıları yetiştirmek, insanları ilerlemek için duydukları soylu ve doğal isteklerinde birleştirmek. Sanat, insanların kafalarını ve yüreklerini etkileyecek büyük güce sahiptir. Bir insanın sanatçı tanımına hak kazanması için, bu gücü, insanların ruhunda güzeli yaratmaya yönelmesi, insanlığın iyiliğine yöneltmesi gerektiğine inanıyorum.”

Emin Özdemir/Yazın Akımları özel Sayısı

Toplumcu Gerçekçi Edebiyatın Özellikleri nedir?

Açıklamalar:
1920′lerde yeni bir şiir söyleyişine ihtiyaç duyulmuştur. Geniş kitlelere hitap etmek, onları harekete geçirmek veya onların temsilcisi görünmek; “Ben”i anlatan şiir yanında dilin kalabalıkları harekete geçirme işlevinin ağırlık kazandığı bir şiir söyleyişine ihtiyaç duyulmuştur. XX. yüzyıl başlarında bütün dünyada yukarıda belirtilen özelliklere sahip şiire bir yöneliş olduğu görülür.

Türkçe, yeni ve farklı bir söyleyiş kazanmış; Tevfik Fikret ve Ahmet Haşim serbest müstezat şeklinde şiirler yazmıştır. Bu iki şairin şiirleri arasındaki benzerlikler üzerinde durulacaktır.

Sosyal problemlerin ifadesinde, şiire özgü söyleyiş dışında “Söylev üslûbu”ndan da yararlanılmıştır.

3. Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şiir (1920-1950)

Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdürenlerin Şiirlerini inceleme

Faruk Nafiz Çamlıbel
Ahmet Kutsi Tecer
Kemalettin Kamu
Orhan Şaik Gökyay
Zeki Ömer Defne
Arif Nihat Asya

Çalışma/Uygulama/Etkinlikler
Millî ve memleketçi edebiyat zevk ve anlayışının kaynakları, özellikleri ve şiirde görünüşü problem olarak ele alınır. Gruplar oluşturan öğrenciler, önce Millî Edebiyat Dönemi ve 1920 yıllarındaki öz şiir hareketiyle ilgili ünitelerde kazandıklarından yola çıkarak bu problemi çözmeye çalışırlar. Daha sonra öğretmen, soru-cevap tekniğini kullanarak öğrencileri, millî ve memleketçi edebiyatın özellikleri konusunda konuşturur. Gruplara ayrılan öğrenciler, bu dönemin özelliklerini sezdiren Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu, Orhan Şaik Gökyay, Zeki Ömer Defne, Arif Nihat Asya gibi isimler ile Kültür Haftası, Ağaç, Çınaraltı, Hisar dergileri gibi süreli yayınlar çevresinde oluşturulan edebî topluluk ile sürdürülen edebiyat zevk ve anlayışına uygun eser veren sanatçıların şiirleri ve 1950 sonrasında aynı duyarlılığı devam ettiren şairlerin eserlerinden metinler seçerler. Seçilen metinlerden ve sıralanan kazanımlardan, açıklamalardan ve daha önce verilen etkinliklerden yararlanarak bu şiirleri yapı, ahenk, tema, dil bakımlarından incelerler. Sözü edilen zevk ve anlayışın yenileşen şiirde varlığını nasıl sürdürdüğünü açıklarlar.

Öğretmen, 1930 sonrasında millî ve memleketçi edebiyat zevk ve anlayışıyla yazılmış şiirlerle sınırlı bir şiir okuma yarışması düzenler. Öğrenciler sevdikleri şiirleri ezberlerler.

Öğrenci grupları millî ve memleketçi edebiyat zevki ve anlayışına bağlı şiirlerle toplumcu şiirleri ahenk, yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından karşılaştırırlar ve bu konuda bir makale yazarlar.

4. Garip Hareketi (I. Yeni) (1940-1950)

Garip Hareketi (I. Yeni) şiirlerini inceleme

Orhan Veli Kanık
Melih Cevdet Anday
Oktay Rifat Horozcu

Açıklama – Çalışma:
[!]Garip şiirinin ortaya çıkışını ve özelliklerini kavratma problem olarak ortaya konur. Bu problemi gruplara ayrılan öğrenciler seçilmiş metinleri verilen kazanımlar doğrultusunda inceleyerek çözerler. Bu konunun sonunda Garip şiiri ve Toplumcu şiir üzerine öğretmenin yönettiği bir beyin fırtınası düzenlenir.

[!] Serbest nazımla yazılan şiirler halkın yaşama biçimini ifadeye yönelmiştir. “Halk arasından seçilmiş insan”ın şiiri yazılmak istenmiştir. Bilinçaltından yararlanılmıştır. Kendilerinden önceki şiir dili ve söyleyiş tarzının dışına çıkılmıştır.

5. Toplumcu Şiir Zevk ve Anlayışını Ön Plana Çıkaranlar (1940-1960)

Rıfat Ilgaz,
Cahit Irgat,
A.Kadir,
Suat Taşer,
Mehmet Kemal,
Enver Gökçe

gibi şairlerin eserlerinden seçilen metin parçaları millî edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren, saf şiir anlayışına bağlı olan şiirlerle karşılaştırılır. Tema, dil, ahenk bakımlarından farklılıkların belirlenmesi istenir.

6. Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir (1940-1960)

Garip dışında yeniliği sürdüren şiirleri incelemek

Gruplar oluşturan öğrencilerin, 1930’lu yılların ortalarından İkinci Yeni’ye kadar millî ve memleketçi, toplumcu gerçekçi ve Garip şiiri dışında şiirde gerçekleşen arayışları kavrama ve farklı şiir tarzları arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı problem olarak belirlemeleri sağlanır. Bu dönemin özelliklerini sezdiren;
Fazıl Hüsnü Dağlarca,
Behçet Necatigil,
Asaf Hâlet Çelebi,
Cahit Külebi gibi 1940’larda eser vermeye başlayan sanatkârların şiirleri;

1950 başlarında “Mavi Hareket”ine mensup oldukları kabul edilen
Attilâ İlhan,
Ahmet Oktay ve daha sonra aynı doğrultuda şiir yazan
Hilmi Yavuz gibi isimlerin şiirleri;

1960 sonrasında mistik bir duyarlılıkla bu başlık altında belirtilen özellikleri taşıyan şiir yayımlayan;
Erdem Beyazit,
Cahit Zarifoğlu;

Millî Edebiyat Dönemi duyarlılığını değişen şartlarda sürdüren
Mehmet Çınarlı,
İlhan Geçer,
Yavuz Bülent Bakiler ve
Yahya Akengin gibi

şairlerin eserlerinden metinler seçilir. Seçilen metinlerden ve sıralanan kazanımlardan, açıklamalardan ve daha önce verilen etkinliklerden yararlanarak bu şiirler yapı, ahenk, tema, dil bakımlarından incelenir. Sözü edilen zevk ve anlayışın yenileşen şiirde varlığını nasıl sürdürdüğü sezdirilir.

7. İkinci Yeni Şiiri (1950-1965)

İkinci Yeni şiirlerini inceleme

Cemal Süreyya
İlhan Berk
Edip Cansever
Turgut Uyar
Ece Ayhan
Ülkü Tamer
Sezai Karakoç

Çalışma/Uygulama/Etkinlikler
Öğrenciler, Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever ve Sezai Karakoç’tan İkinci Yeni şiirinin özelliklerini yansıtan birer şiir ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan bir şiir seçerler. Bu şiirleri ses, ritm ve dil bakımlarından inceler ve karşılaştırırlar.

Öğrenciler, Şeyh Galip‘ten, Ahmet Haşim‘den seçtikleri şiirlerle; Cemal Süreya, İlhan Berk Edip Cansever ve Sezai Karakoç’tan seçtikleri şiirleri imge, edebî sanatlar ve çağrışım değerleri bakımlarından inceler ve karşılaştırırlar. Bu şiirler arasındaki benzer ve farklı yönleri tahtaya maddeler hâlinde sıralarlar.

Öğretmen veya öğrenciler sınıfa modern resme özgü bir tablo getirirler. Her öğrenci tabloda anlatılmak isteneni ya da tablonun kendisine hissettirdiklerini ifade eder. Öğretmen İkinci Yeniye ait şiiri okur ve öğrencilerden şiirde anlatılmak isteneni ve şiirin hissettirdiklerini ifade etmelerini ister. Öğretmen, modern resme özgü tablo ile İkinci Yeniye ait şiir arasında nasıl bir benzerlik olduğunu sorar. İkisi arasında bir karşılaştırma yapılır.

Öğrenciler, İkinci Yeni şiirinin ortaya çıkışını ve önemli şairlerinin kimler olduğunu araştırırlar.

Öğrenciler, Garip şiiriyle İkinci Yeni şiirinden birer örnek seçerler. Seçtikleri şiirleri ses, yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından inceler ve karşılaştırırlar. Karşılaştırma sonuçlarını sınıfta arkadaşlarıyla paylaşırlar.

8. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960-1980)

İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirleri inceleme

1960 sonrasında kendilerini toplumcu olarak nitelendiren,

İsmet Özel,
Süreyya Berfe,
Nihat Behram,
Ataol Behramoğlu,
Refik Durbaş gibi şairlerin eserlerinden metinleri(şiirleri) ahenk, yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından inceleme

Çalışmalar/Açıklamalar
Gruplara ayrılan öğrenciler, XX. yüzyılda toplumcu şiirin gelişmesini problem olarak ele alırlar. 1960 sonrasında kendilerini toplumcu olarak nitelendiren, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Refik Durbaş gibi şairlerin eserlerinden metinler seçerler. Kazanımlardan, etkinlik ve açıklamalardan yararlanarak bu şiirleri ahenk, yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından incelerler. Toplumcu şiirin 1960 sonrasında gelişme çizgisini ana hatlarıyla belirlerler.

[!] Bu dönem toplumcu şiirin sesinde, ritminde, ahenginde İkinci Yeni olarak bilinen şiirden farklılaşma olduğu görülür.

[!] Şiir dili ve söyleyişinde aşırılıktan kaçınıldığı; uzak çağrışımlara yer verilmek istenmediği; açık bir anlatıma yönelme olduğu; geleneksel söyleyişten yararlanma gayreti görülür.

[!] Şairlerin kendilerini toplumun sözcüsü olarak görmeye başlamışlar; toplumcu şiirler yeniden değer kazanmış; şiirde içeriğe önem verilmiş; tema bakımından İkinci Yeni şiirinin çok işlediği bunalım, yalnızlık ve sıkıntı temalarının yerini ümit, geleceğe inanç ve direnme isteği gibi temalar üzerinde durulmuştur.

1980 SONRASI TÜRK ŞİİRİ

1980′li yıllara geldiğimizde, bu yılların genç şairleri olarak ilk dikkati çekenler Yaşar Miraç, Ozan Telli, Abdülkadir Bulut ve Ahmet Ada oluyor. Bu şairlerin özelliği halk şiirinden, dilinden ve kültüründen yararlanmalarıdır.

Yaşar Miraç, Trabzonlu Delikanlı; Ozan Telli, Şahince adlı şiir kitaplarını bu yılların başında yayımlayarak geniş bir okuyucu kitlesini etkileyip, aynı çizgide yazdıkları şiirlerini yayımlamayı sürdürmüşlerdir. Ahmet Ada Taş Plak Gazeller’le günümüze geldiği gibi, Abdülkadir Bulut’un şiirleri ölümünden sonra Ülkemin Şiir Atlası adıyla yayımlanmıştır.

80′li yıllarda genelde, değişik bakış açılarıyla toplumun acılarını yansıtmakla birlikte, değişik temalara değinen yer yer alaysılama ve gülmeceyi kullanan şairler olarak,

Abdülkadir Budak,
Ali Cengizhan,
Metin Altıok,
Ahmet Telli,
İsmail Uyaroğlu,
Ahmet Erhan,
Güven Turan,
Tuğrul Tanyol,
Erdoğan Alkan,
Neşe Yaşın,
Nurer Uğurlu,
Adnan Özer,
Hüseyin Yurttaş,
Gültekin Emre,
Enis Batur,
Hüseyin Atabaş,
Metin Demirtaş,
Şükrü Erbaş,
Salih Bolat,
Enver Ercan en çok dikkati çeken şairler arasında yer alıyorlar.

1990′lı Yıllarda Türk Şiiri

90′lı yıllarda bu şairlere kendilerinden söz ettirenler olarak;

Turgay Kantürk,
Gülsüm Akyüz,
Metin Cengiz,
Sina Akyol,
Sunay Akın,
Hulki Aktunç,
Güngör Tekçe,
Akgün Akova,
Muzaffer Erdost,
Ali Asker Barut,
Melisa Gürpınar,
Ersin Salman gibi adlar eklenmiştir.

1980 SONRASI TÜRK ŞİİRİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

1980 Sonrasının Şiirinde Öne Çıkan Anlayış

Yalnızca şiirin öne çıkarıldığı, aslolan üründür anlayışının egemen olduğu bir dönemdir 1980 sonrası şiiri. Bu dönemde şiirle yeniden yüzleşilir. İnsani duyarlılık ve evrensel deneyimler şiirin gözde değerleri olur. Hasan Bülent Kahraman’a göre: “daha içe dönük, daha durağan, daha dinlendirilmiş bir edebiyat anlayışıdır öne çıkan” Bu dönem şiiri bir iç hesaplaşmayı da birlikte getirir. İmgenin içeriği daha saydam hale gelir. Çeviri bu dönem şiirinin ana ekseni dil üzerine oturur ve her türlü deneyimin önü açılır.

Bu dönem içinde çoğunlukla özyaşam öyküsünden kaynaklanan olaylarla anlatımcı bir şiir geliştiren şairlerden birisi de Şavkar Altınel (1953)’dir. İngiliz şiirinden yaptığı çevirilerle ve kendi şiirleriyle edebiyat dergilerinde göründü. Şiirlerinde uzak ülkelere yapılan uçak yolculukları, hava akınları, II. Dünya Savaşı’nda acıklı tablolar, yabancı coğrafyalarda çekilmiş flu fotoğraflar yer alır.

1980 Kuşağı Şairleri Şiirlerinde En Çok Neyi Kurgulamışlardır?

Bu şairler yazdıkları şiirlerde geleneksel birikimin önemine vurgu yapmışlardır. En eskisinden en yenisine kadar Türk şiirine katkıda bulunmuş şairlerin eserlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunmuşlardır. 1980′lerde birbiriyle kimi zaman örtüşen kimi zamansa farklı yerlerde duran;

Tuğrul Tanyol,
Haydar Ergülen,
Enver Ercan,
Lâle Müldür,
Osman Hakan A.,
İhsan Deniz,
Oktay Taftalı,
Ahmet Erhan,
Metin Celâl,
Necat Çavuş,
Seyhan Erözçelik,
Şavkar Altınel,
Salih Bolat,
Metin Cengiz,
Roni Margulies,
Ali Günvar,
Adnan Özer,
Hüseyin Atlansoy,
Vural Bahadır Bayrıl,
Arif Ay,
Sunay Akın ve dönemin sonlarında
Küçük İskender,
Birhan Keskin gibi isimler öne çıkanlardır.

Bu dönemin Şairlerine Yol Gösteren Sanatçılar

Birbirinden farklı anlayışlardaki şairlerin yol göstericileri olarak Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Hilmi Yavuz, Enis Batur gibi isimlerin yönlendirici etkileri vardır.

1980′ler şiiri İkinci Yeni’yi andıran bir şiirdir.

Seyhan Erözçelik (1962)’in şiirlerinde her şey bilerek konmuş bir buzlu camın ardından seyrediliyor duygusunu verir okuyuculara. Kırık dökük, sırçadan yapılmış bir dünyada kapılar sımsıkı kapatılır.

1980 sonrası şiirinde; Türk şiir birikimini yeniden ve bir bütün olarak değerlendirme çabası vardır. Farklı şiir anlayışlarının aynı zaman diliminde temsilcileri bulunmaktadır. Yapı ve söyleyişe içerikten çok fazla önem vermiştir. İkinci Yeni şiirine özgü uzak çağrışımlara yeniden değer verilmiştir. Yeni imgeler peşinde koşulduğu da bir gerçektir. Bu dönemde şiir düz yazıya yaklaştırılmıştır.

80′li ve 90′lı yıllar, radyo ve televizyonda özel kanalların varlığı ile birlikte popüler kültür ortamının oluşturduğu, desteklendiği bir dönemdir. Türk ve dünya edebiyatından önemli ve değer taşıyan şiirler, bir kompozisyon hâline getirildikten sonra, dramatize edilerek tiyatro sanatçıları tarafından görsel-işitsel kültür ortamına taşınmıştır.

1980′li Yıllar Şiirinde Öne Çıkan Konular

1980 sonrası şiirin en önemli yanlarından birisi özellikle konu açısından irdelendiğinde şehirli kimliğinin ön planda olmasıdır. Özellikle büyük metropollerde yaşayan kişilerin şehre ve insana yabancılaşması, gelenek ve teknoloji arasında sıkışıp kalmaları, geçmişte var olan ama kendilerini ifade edemeyen alt kültür gruplarının bir kimlikle ortaya çıkmaları en belirgin temaları oluşturmaktadır.

Çalışmalar/Açıklamalar
Öğrencilere, Devlet Tiyatrosu sanatçıları veya şairler tarafından seslendirilmiş şiirler dinlettirilir. Bu seslendirmedeki telâffuz ve söyleyiş özellikleri üzerinde durulur. Şiiri seslendirenler taklit ettirilir.

İkinci Yeni şairlerinin şiirleriyle bu dönemde yazılan şiirler arasında ilişki olup olmadığı araştırılır.

[!] Türk şiir birikimini yeniden ve bütün olarak değerlendirme çabası olduğu, farklı şiir anlayışlarının aynı zaman diliminde temsilcileri bulunduğu, yapı ve söyleyişe içerikten çok fazla önem verildiği görülür.

[!] Kapalı ve karmaşık bir anlatımın yeğlendiği, İkinci Yeni şiirine özgü uzak çağrışımlara yeniden değer verilmek istendiği, imgeye önem verildiği ve yeni imgeler peşinde koşulduğu görülür.

[!] Şiirin, düz yazıya yaklaştırıldığı anlatmaya imkân veren temalara çok yer verildiği görülmektedir.

10. Cumhuriyet Döneminde Halk Şiiri

TERİM ve KAVRAMLAR: Gizemcilik, Sembolizm, Mahallîlik, Öz ŞiirSerbest Nazım, Toplumcu Şiir, I. Yeni (Garip),II. Yeni, Bireysel Duyuş, Uzak Çağrışım, Edebiyat Geleneği.

mm
Paylaş:
Etiketler
"12. Sınıf – Türk Edebiyatı – 3. Ünite – Cumhuriyet Döneminde Coşku ve Heyecan Dile Getiren Metinler" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
HEMEN YORUM YAP
"12. Sınıf – Türk Edebiyatı – 3. Ünite – Cumhuriyet Döneminde Coşku ve Heyecan Dile Getiren Metinler" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Bu konuya hiç yorum yapılmadı.
facebook
Lise Dil ve Edebiyat