11. Sınıf – Türk Edebiyatı – 2. Ünite – Tanzimat Dönemi Edebiyatı

Bu konu 21 Şub 2012 Sal 11:16 tarihinde tarafından eklendi.
mm
11. Sınıf – Türk Edebiyatı – 2. Ünite – Tanzimat Dönemi Edebiyatı

Tanzimat Dönemi Edebiyatının Oluşumu

Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış bir edebi akımdır. 3 Kasım 1839′da Reşit Paşa tarafından ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu da denilen yenileşme beratının yürürlüğe konmuş olmasından doğmuştur. Bu olay daha sonraları Tanzimat Fermanı olarak adlandırılacak,gerek siyasi alanda gerek edebi ve gerekse toplumsal hayatta batıya yönelmenin resmi bir belgesi sayılacaktır. Edebiyat Tarihçilerimizde 1839 yılını Tanzimat edebiyatının başlangıcı olarak kabul edeceklerdir.

 

Amacı, metot bakımından Batılı, öz ve ruh bakımından milli bir edebiyat yaratmaktır.

Türk toplumundaki esaslı değişmeleri , fikir ve yenilik hareketlerini yansıtır.

Bu dönem edebiyatı üç dönemde incelenir:

a) Hazırlık dönemi (1839-1860) :Bu dönem şiirlerinde üzerinde halk edebiyatı etkileri görülür. Batı’dan çeviriler dikkat çeker (Akif Paşa, Sadullah Paşa, Müfit Paşa, Yusuf Kamil Paşa dönemin önemli isimleridir).

Özellikle Fransız Edebiyatı’ndan şiir, hikaye ve roman çevirilerinin yapıldığı bir geçiş dönemidir. Divan Edebiyatı ile Tanzimat Edebiyatı arasında bir köprü gibidir.

Devlet eliyle çıkarılan ilk Türk gazetesi olan TAKVİM-İ VAKAYİ bu dönemde çıkarılır.

Bu dönemde Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak ilk çeviri romanımızdır.

b)1.Dönem Tanzimat Edebiyatı (1860-1877): 1860′ta Tercüman-ı Ahvalgazetesinin yayımlanmasıyla başlar, 1877′ye kadar sürer. 1877′de II.Abdulhamit’in Meşrutiyet Meclisi’nin çalışmalarını durdurmasıyla sona erer.

c) 2.Dönem Tanzimat Edebiyatı (1877-1895): 1877′den başlar, 1895 yıllarına  kadar sürer.

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ

I. Dönem Tanzimat Edebiyatı (1860-1877) Özellikleri:

1.”Toplum için sanat” anlayışı benimsenmiştir.Sanat, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanılmıştır.

2. Eserlerin halkın anlayabileceği sade bir dille yazılması amaçlanmıştır.

3. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazı geliştirilmiştir; ilk kez noktalama işareti kullanılmıştır.

4. Şiirde yeni konular (yurt, ulus, özgürlük, insan hakları…)işlenmiştir. Biçim bakımından Divan edebiyatına bağlılık sürmüş; gazel, kaside, murabba, terkib-i bend gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.

5. Tanzimat sanatçıları, Fransız edebiyatını örnek almışlar; klasisizmin veromantizmin etkisinde kalmışlardır. * Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa), romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi)

6. İlk örnekleri bu dönemde görülen roman, teknik yönden zayıf ve kusurludur. Romanlarda Batılılaşmanın yanlış anlaşılması, aile sarsıntıları, köle ticareti gibi konular işlenmiştir.

7. Tanzimat tiyatrosu, sahne dili ve tekniği açısından başarılıdır. Tiyatro, halkı eğitmek için bir okul gibi düşünülmüştür.

8. Tanzimat edebiyatı, batı etkisindeki Türk Edebiyatı’nın ilk durağı olmasından ötürü, Batı edebiyatı türlerinin ilk örnekleri bu dönemde verilmiştir. Bu dönem edebiyatı bir ”ilk”ler edebiyatıdır.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

II. Dönem Tanzimat Edebiyatı (1877-1895) Özellikleri:

Bu dönemin, 1.Meşrutiyet Meclisi’nin 1877′de, Osmanlı- Rus savaşı gerekçe gösterilerek kapatılmasıyla başlayan baskıcı yönetimi vardır. Bu durum sanat ve edebiyatı da etkilemiştir.

1. Bu dönemde toplum sorunlarından uzaklaşılmış, ‘sanat için sanat’ ilkesi benimsenmiştir.

2 . Dilde sadeleşme çabası bırakılmıştır. Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.

3. Batı edebiyatı türlerinde ürünler verilmiş, sanatçılar daha da ustalaşmıştır.

4. Şiirin konusu genişletilmiş, bireysel konulara dönülmüştür. Ayrıca biçimsel yenilikler getirilmiştir. Recaizâde Mahmut Ekrem, özellikle Abdülhak Hamit’in eserlerinde bu açıkça görülmektedir.

5. Romanda realizmin etkisi görülmüş, ilk realist roman bu dönemde yazılmıştır. Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.

6. Tiyatro önemini yitirmiş, sahne dil ve tekniği açısından başarısız eserler yazılmış. Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.

TANZİMAT DÖNEMİ ÖĞRETİCİ METİNLERİ

Tanzimat edebiyatındagazetelerle birlikte öğretici metinler yapı değiştirmiş, Batılı öğretici metinler edebiyatımıza kazandırılmıştır.

 

Tanzimat döneminde Şinasi,Namık Kemal’le başlayan gazetecilik çok gelişmiş ve gazete etkili bir iletişim aracı olmuştur. Bu gazetelerde makale, fıkra,deneme, tenkit gibi öğretici metinlere de yer verilir.

Ayrıca anı, günlük, mektup gibi türler Tanzimat’ la birlikte önem kazanmış ve Batılı bir hüviyete bürünmüştür. Şunu da unutmamak gerekir ki bu dönemin bir çok edebi türünde öğreticilik hakimdir.

Bu dönem öğretici metinlerin genel özellikleri:

- Toplumsal konulara ve sorunlara yer verilmiştir.

- Hürriyet, eşitlik, kanun, bilim ve teknikle ilgili Batılı kavramlar konu olarak işlenmiştir.

- “Sanat, toplum içindir.” anlayışı benimsenmiştir.

- Öğretici metinler toplum için, toplumun anlayacağı bir dille yazılmıştır.

- Tanzimat Dönemi Edebiyatı öğretici metinlerinde ikilik yani eski-yeni, yerli-Batılı çatışması temada, dilde (Arapça, Farsça kelime ve kavramlarla-yeni kavramlar) ifade biçimlerinde varlığını hissettirmiştir.

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında belli başlı öğretici türler şunlardır:

1. MAKALE

Tanzimat Dönemi’nde gazete ile birlikte edebiyatımıza girmiştir.

•Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi: İlk makale sayılır. Bu makale Şinasitarafından yazılmıştır.

•Lisan-ı Osmanînin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazâtı Şâmildir: Namık Kemal’in Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlanan bu makalesinin Milli Edebiyat Dönemindeki dil anlayışını belirleyecek düzeyde bir içeriği vardır. Edebiyatın gerçek sorunları ilk kez dile getirilmiştir. Dil sadeleştirilmelidir, somutlaştırılmalıdır.Divan edebiyatı somut gerçekliği yansıtmaz görüşünü savunmuştur.

•Şiir ve İnşa: Ziya Paşa tarafından Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır. Ulusal değerlere yönelmeli, halkın anlayabileceği bir dil kullanılmalıdır.

2. ELEŞTİRİ

Eleştiri türü edebiyatımıza Tanzimat’la birlikte geldi diyemeyiz. Tanzimat öncesinde de eleştiri türü vardır; ancak Batılı anlamdaki eleştiri Tanzimat’la birlikte gelmiştir. Ziya Paşa Şiir ve İnşa adlı makalesinde eski edebiyatı eleştirir. Ancak daha sonraki “Harabat” adlı eserinin önsözünde “Şiir ve İnşa”daki görüşlerini reddeder.

Namık Kemal, Ziya Paşa’nın “Harabat” adlı eserini eleştirmek için “Tahrib-i Harabat”ı yazar. Daha sonrasında da Takip’i yazar.

Eski-Yeni Tartışması (Muallim Naci-Recaizade Mahmut Ekrem):

Servet-i Fünûn Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki eski-yeni tartışması çok önemli bir rol oynamıştır.

Muallim Naci Divan Edebiyatına karşı daha ılımlı davranıyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte olması gerektiğini savunuyordu. Yeniye kendini tamamıyla kapatmamış ancak yeniye karşı hoşgörülü davranan sanatçıları eleştirmekten de geri kalmıyordu. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın edebiyatta “biçimi” ve “sağlam üslubu” pek umursamayan yaklaşımlarını eleştiriyordu.

Onun karşısında ise yeni edebiyatın kesin ve sert bir savunucusu olarak görülen Recaizade Mahmut Ekrem vardı. Recaizade Mahmut Ekrem ise Naci’nin şiirlerini sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu.

Bu tartışmada her ikisinin de etrafında geniş birer halka oluşmuştu. Muallim Naci ve eski edebiyata dair köklü bilgisiyle “üstad” olarak görülen Recaizade Mahmut Ekrem sanatın ne olduğu konusundaki dikkate değer fikirleriyle çevrelerini etkileri altında tutuyorlardı.

Eski edebiyat savunucularının yayın organları; Hazine-i Fünûn, Resimli Gazete, Musavver malûmat, Musavver Fen ve Edeb, İrtika gibi dergi ve gazetelerde Servet-i Fünûn’a karşı sert eleştiriler yönelttiler.

Yeni edebiyat savunucularının yayın organları ise Servet-i Fünun dergisiolmuştur. Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasındaki eski-yeni çekişmesi Servet-i Fünûn edebiyatının doğmasını sağlamıştır.

ESKİ YENİ
Muallim Naci Recaizade Mahmut Ekrem

•”Kafiye göz içindir.” anlayışındadır.

•Eski gelneğin (Divan şiiri) temsilcisi

•Demdeme adlı eserinde Ekrem’in Zemzeme adlı eserindeki şiirlerini eleştirmiştir. Eleştiri türünün gelişimine katkıda bulunmuştur.

•Yeniye tamamıyla kendini kapatmamıştır.

•”Kafiye kulak içindir.” anlayışını savunur.

•Yeni edebiyatın temsilcisidir.

•Zemzeme adlı eserinde Batılı anlayışla yazdığı şiirleri derlemiştir.

•Batılı anlamda şiirin edebiyatımızda gelişmesinde katkıları vardır.

3. HATIRA (ANI)

Bir kişinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır. Anıların değeri aslında, onu yazan kişiye göre değişir. Şüphesiz herkes anı yazabilir. Ancak sıradan bir kişinin yazdığı anılarla bir sanatçının ya da devlet büyüğünün yazdığı anılar aynı düzeyde değildir.

Hatıra, Tanzimat döneminde edebiyatımızda görülmeye başlanan bir yazı türü değildir. Bu dönemden önceki zamanlarda da hatıralar yazılmıştır. Düzyazı eski edebiyatımızda geri planda kaldığından hatıra da pek öne çıkmamıştır.

Tanzimat döneminden itibaren öne çıkmaya başlamış, sanatçılar anılarını yazma yoluna gitmiştir. Tanzimat döneminde Akif Paşa (Tabsıra), Namık Kemal (Magosa Hatıraları), Ziya Paşa (Defter-i Amal), Muallim Naci (Ömer’in Çocukluğu) anı türünde kalem oynatmıştır. Tanzimat döneminden sonra da edebiyatımızda edebiyatçılar anılarını yazmaya devam etmişler, hatta anılarını kitaplarda toplamışlardır.

Namık Kemal – Magosa Hatıraları
Ziya Paşa – Defter-i Amal
Muallim Naci – Ömer’in Çocukluğu
Akif Paşa – Tabsıra

4. GEZİ YAZISI

Daha önceleri de var olan bu türde eserler verilmiştir. En önemlileri Seydi Ali Reis’in Mir’at-ül Memalik ve Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir.

Bu dönemde devlet adamları ve sanatçılar yurt dışına gönderilmişlerdir. Batı’ya gönderilen bu kişiler orada gördüklerin, Avrupa şehirlerindeki gözlemlerini yazmışlardır.

Ahmet Mithat Efendi- Avrupa’da Bir Cevelan, Sayyadane Bir Cevelan
Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın bu türde yazıları vardır.

5. MEKTUP

Tanzimat Döneminde oldukça gelişmiştir. Sadece haber alma, hal-hatır sorma görevinin haricinde düşünce alışverişi edebi konuları değerlendirmesi tartışma görevini de üstlenmiştir.

Sürgün hayatı (Namık Kemal), elçilik görevi( A. Hamit Tarhan) gibi sebeplerle mektup yazılmıştır.

İlk örneğini Akif Paşa vermiştir.

Namık Kemal -Namık Kemal’in Hususi Mektupları
Abdülhak Hamit Tarhan – Mektuplar
Ahmet Mithat Efendi- Muallim Naci – Muhaberat ve Muhaverat
Ziya Paşa- Limni ve Malta Mektupları
Namık Kemal -Recaizade Mahmut Ekrem
Ahdülhak Hamit Tarhan- Sami Paşazade Sezai
Muallim Naci- Ahmet Mithat Efendi
Muallim Naci- Beşir Fuat

TANZİMAT DÖNEMİNDE ŞİİR

Tanzimat edebiyatı sanatçıları her şeyden önce şiirin konusunu ve anlatımını değiştirdiler.Namık Kemal ”Lisan-i Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazalar” isimli uzun makalesinde şiirin, fikrin gelişmesine ve halkın eğitilmesine olan büyük hizmetinden söz eder.

 

Divan edebiyatının gerçekle ilgisizliğine, yapmacıklığına, boşluğuna şiddetle hücum eden Namık Kemal, edebiyatın yeniden düzenlenmesini ister.

Bunun içinde her şeyden önce yeni bir anlatım yolu, yeni bir dil bulunmasını gerekli görür. Dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması gerekliliğini savunur. Buna rağmen Tanzimat şiirinin dilinin sade olduğunu söylemek zordur.

Tanzimat şirinin Divan şiirine bağlı kaldığı unsurlar daha çok biçim alanındadır. Bu dönemde halk şiirine ve hece veznine olan ilgi biraz artmışsa da divan şiiri vearuz eski hakimiyetini sürdürmüştür.

Divan şiirinin nazım şekilleri aynen kullanılmıştır (Gazel, kaside, terkib-i bent, müseddes, murabba gibi şekiller).

Şiirin konusu değişmiş, aşk hasret, ayrılık gibi kişisel konular bir yana bırakılmış; eşitlik, özgürlük, adalet, hukuk gibi toplumsal konulara önem verilmişitir. Ancak bu daha çok I.Tanzimatçılar denen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi sanatçılarda görülür.

II.Tanzimatçılar denen Recaizade Mahmut Ekrem, Abdulhak Hamit,Samipaşazade Sezai’de ise kişisel konular yeniden ele alınmıştır.

Sonuç olarak Tanzimat Dönemi Şairleri;

* Her iki dönem şairleri biçim yönünden Divan şiiri geleneğine bağlı kalmışlardır.

* Her iki dönem şairleri “Romantizm”in etkisinde kalmışlardır. Bu dönem şiirinin Batı düşüncesiyle klasizm ve romantizm edebi akımlarıyla ilişkisi vardır.

* 1.dönem şairleri “toplum için sanat” anlayışını; 2.dönem şairleri ise “sanat için sanat” anlayışını benimsemişlerdir.

* 1.dönem şairleri “vatan, millet, adalet” gibi konuları ele alırken; 2. dönemdekiler “aşk, doğa, ölüm” gibi konuları ele almışlardır. Dolayısıyla konu ve temada yenilik yapmayı başarmışlardır.

* 1.dönem şairleri dilde sadeleşmeyi amaçlamış ancak bunda başarılı olamamışlardır. 2. dönem şairleri ise ağır olan bu dili daha da ağırlaştırmışlardır. Şiirde sanatlı söyleyiş her iki dönem şairleri için de amaç olmaktan çıkmıştır.

* İki dönemin şairleri de şiirde parça güzelliğini bırakıp bütün güzelliğine ve konubirliğine önem vermiştir.

* Aruz ölçüsü kullanılmaya devam ederken az da olsa hece ölçüsü kullanılmıştır.

* Gazel, kaside, terkib-i bent gibi eski nazım şekilleri kullanılmaya devam etmiştir.
Özellikle ikinci dönem sanatçıları yeni nazım şekilleriyle şiir yazmada başarılı olmuşlardır (A.Hamit Tahran, Recaizade Mahmut Ekrem başarılıdır).

* Tanzimat şairleri bireysel duygu düşünce ve anlatıma önem vermiş, böylece Türk edebiyatına Batı’daki bireyci anlayışı getirmişlerdir.

DİVAN ŞİİRİ VE TANZİMAT ŞİİRİNİN BENZERLİKLERİ VE FARKLILIKLAR

Benzerlikleri:
Nazım şekilleri benzer: Kaside, gazel, terkib-i bend, müseddes vb.
Ölçü benzer: Aruz ölçüsüyle şiirler yazılır.
Kafiyeleniş benzer.
Dil benzer: Arapça-Farsça kelime ve tamlamaların kullanılması.

Farklılıkları: Tema -Konu (İçerikle İlgili)
Divan Şiirinde Tema: Aşk, tabiat, tasavvuf,ahlak,övgü (devlet ve din büyüklerine)

Tanzimat Şiirinde Tema: Halkı aydınlatmaya yönelik yeni tema ve konular işlenmiştir. Hürriyet, eşitlik, adalet, kanun, yönetimden ve dönemden şikayet vb.

YAPI ÖZELLİKLERİ:
Divan Şiirinde: Genellikle beyitler kullanılır, ölçü aruzdur, Kafiyeleniş nazım biçimi belirler Göz için kafiye benimsenir. Nazım biçimlerinin belirli bölümleri vardır. Şiir, nazım biçimine göre adlandırılır.

Tanzimat Şiirinde: Divan şiiri nazım biçimleri kullanılmasına rağmen klasik yapıda bazı değişiklikler yapılır. Beyit sayılarının değiştirilmesi bölümlerin bulunmaması, bazen mahlasların kullanılmaması bazı şairlerin aruz ölçüsünü yanında heceyi kullanmaları, ayrıca şiirlerde başlıklara nazım biçiminin yanında konu adının da eklenmesi gibi.

Zengin kafiye benimsenmiş, divan şiirinin aksine “Kafiye kulak içindir.” (Aynı ses veren değişik harfler kafiye sayılır.) anlayışı Recaizade Mahmud Ekrem Tarafından ileri sürülmüş zamanla taraftar kazanmıştır.

DİL VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ
Divan Şiirinde:Arapça ve Farsça tamlamalara söz sanatlarına yer verilmesinden dolayı ağır bir dil vardır.

Tanzimat Şiirinde: Halkın anlayacağı bir dilde yazma anlayışına rağmen Arapça – Farsça kelime ve tamlamaların kullanıldığı görülür.Dildeki en büyük farklılık yeni kavramlara yer verilmesidir.

TANZİMAT EDEBİYATI OLAY ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER

A)ANLATMAYA BAĞLI METİNLER (ROMAN- HİKAYE)

Tanzimat dönemi öncesi Türk Edebiyatı’nda hikaye veroman türleri yoktu. Olay kaynaklı tür olarak mesneviler kullanılmıştır. Bunların da teknik olarak hikaye ve romana benzediği söylenemezdi. Bu metinlerde tekrarlanan konular söz ustalığını göstermek için işlenirdi. Tanzimat, nesir alanında bir çığır açmış, onu şiirden daha etkili bir hale getirmiştir. Süsten, özentiden uzak, halkın okuması, bilgilenmesi amacıyla eserler ortaya koyulmuştur. Türk Edebiyatı’nda roman çevirilerle başlamıştır. Bu alanda ilk eser Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon adlı Fransızyazardan çevirdiği Telemak adlı romandır. Bir çok teknik kusurlarla dolu olan bu eserin kahramanlarının yabancı olmasına rağmen büyük ilgi gördü. Konusuyla, kahramanlarıyla ilk Türk romanı ise Şemseddin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (Talat ve Fitnat’ın Aşkları) adlı bir aşk romanıdır. Bu da roman tekniği bakımından bir çok kusurlarla dolu basit bir romandır. Edebi sayılabilecek ilk romanNamık Kemal’in İntibah adlı romanıdır.

 

Sonuç olarak

* İlk çeviri roman Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak’tır.
* İlk yerli romanımız Şemseddin Sami’nin yazdığı “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”tır.
* İlk edebi romanımız Namık Kemal’in yazdığı “İntibah”tır.
* İlk tarihi romanımız Namık Kemal’in yazdığı “Cezmi”dir.
* İlk köy romanımız Nabizade Nazım’ın yazdığı “Karabibik”tir.
* Konular genellikle günlük yaşamdan ya da tarihten alınmıştır. Kölelik ve cariyelik, yanlış Batılılaşma gibi konulara yer verilmiştir.
* Yazarlar, kişiliklerini eserlerine yansıtmışlardır.
* Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır. Yer yer olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir.
* Kahramanlar tek yönlüdür; hep iyi ya da hep kötü.
* 1.dönemde romanın amacı halkı eğitmek iken 2.dönemde amaç sanattır.
* 1.dönem “Romantizm”in, 2.dönem “Realizm”in etkisinde kalmıştır.

Hikaye alanında ise yine ilk eserler Tanzimat döneminde verilmiştir. Daha önce halk hikayeleri olsa da bunlar belli konuların dışına çıkmaz ve masal karakteri gösterirdi. Özellikle Ahmet Mithat, halk hikayeleri ile batı tekniğini birleştirdi.Letaf-i Rivayat adlı hikaye serisi ile halk hikayelerini modernleştirmeye çalıştı. Bu hikayeler bu alandaki ilk Batılı eserlerdir. Ancak modern anlamda ilk hikayecilikSamipaşazade Sezai’nin Küçük Şeyler adlı eseriyle başlar.
İlk hikaye kitabımız, Ahmet Mithat Efendi’nin ” Letaif-i Rivayat” adlı eseridir.

B) GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER (TİYATRO)

Tanzimat dönemine gelinceye kadar edebiyatımızda Batılı anlamda sahne tiyatrosu görülmez; ancak halk arasında Karagöz ile Hacivat, ortaoyunu,meddah gibi geleneksel halk tiyatrosu vardır:

Karagöz gölge oyunudur. Değişik söz oyunlarıyla yanlış anlaşılan sözlerle güldürü unsuru sağlanır. Eğlendirme amacı taşır. Karagöz adlı cahil biriyle Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki atışmalarla sürer gider.

Ortaoyunu ise şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekâr, Kavuklu, Zenne gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.

Meddah tek kişilik bir oyundur. Yüksekçe bir yere çıkan meddah, değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.

Bu oyunlar belli bir metne dayanmayan, oyuncuların oyun esnasında konuşmalarıyla oluşan doğaçlama oyunlardır. Eğitici bir amaç taşımaz.

Tanzimat tiyatrosu ile tiyatro bir okul sayılmış, halkın eğitilmesinde bir araç sayılmıştır. Bunlarda sosyal eğitim ön plandadır. Toplumda görülen aksaklıklara doğrudan doğruya dokunmak veya tarihin ibret verici olaylarını ele alıp onlardan ahlaki sonuçlar çıkarmak amaçlanmıştır.

Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslup konuşma diline ve üslubuna çok yaklaşmıştır. Fakat ikinci dönem Tanzimatçılarda bilhassa Abdülhak Hamit’in eserlerinde doğallığını gittikçe kaybetmiş, süslü, yapmacıklı bir hale gelmiştir.

Tanzimat döneminin yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı tek perdelik komedisidir. Tiyatro alanında eğitici eserler ise Namık Kemal tarafından verilmiştir. Ahmet Vefik Paşa bu dönemde tiyatro çalışmalarıyla tanınmış başka bir isimdir. Bursa’da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir. Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir.

Sonuç olarak:

* İlk ciddi tiyatro 1867′de Güllü Agop’un idare ettiği Osmanlı Tiyatrosu’dur.
* İlk Türk piyesi küçük bir dram olan”Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim Gülşeni”dir.
* Batılı anlamdaki ilk tiyatro Şinasi’nin yazdığı “Şair Evlenmesi’ adlı töre komedisidir.
* Sahnelenen ilk tiyatromuz ise Namık Kemal’in yazdığı “Vatan Yahut Silistre‘dir.
* Tiyatro, halkı eğitmek amacından dolayı daha çok okunmak için yazılmıştır.
* 1.dönem tiyatrolarının dili 2. döneme göre daha anlaşılır bir niteliktedir.

Not: Videoyu tam ekran izlemek için video üzerine tıklayınız.

Kaynak:http://internettv.meb.gov.tr

Tanzimat Edebiyatında Hikâye ve Roman

Divan edebiyatımızın Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin, Yusuf ile Züheyla, v.b. mesnevilerini; halk edebiyatımızın Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kanber, v.b. öyküleri; meddah öykülerini;Battal Gazi, Hayber Kalesi, v.b. gibi dinsel ve tarihsel öyküleri bir kenara bırakırsak, Avrupa’daki anlamıyla öykü ve roman türleri Türkiye’ye Tanzimat edebiyatı ile girmiştir. Çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek gelişmiş ve kimliğini kazanarak günümüze gelinmiştir.

 

Edebiyatımızda görülen roman biçimindeki ilk eser, Yusuf Kamil Paşa’nın Fénelon’dan çevirdiği “Telemak“tır (1859). Bu eser özetlenerek çevrilmesine rağmen uzun yıllar (“Ahlak kitabı” olarak görüldüğünden) okullarda okutulmuştur.

Bu ilk dönemde bu tercüme eseri takip eden bir çok eser daha çevrilmişti. Ancak, bu eserlerdeki en büyük sorun “dil”di. Dil oldukça ağırdı. Alışılagelen eski dil kullanımı Batı romanına uygun değildi. İkincisi de batı kültürü ile Osmanlı kültürü arasında ki ahlak farkıydı. Çevrilecek eserler Müslüman ahlakına ters düşmemeliydi.

Türk edebiyatında öykü ve roman alanındaki yerli ürünler, Ahmet Mithat‘ın 1870′te basılan “Kıssadan Hisse” ve “Letaif-i Rivayat” adlı öykü kitapları ile verilmeye başladı.

Tanzimat döneminde çeviri eserler için söz konusu olan dil ve ahlak sorunları yerli eserlerin de başlıca sorunları oldu.

Tanzimat Edebiyatı öykü ve roman özellikleri :

1 - Tanzimat edebiyatı öykü ve romanında olaylar çoğunlukla günlük yaşamdan veya tarihten alınmıştır; olayların olmuş ya da olabilir izlenimini bırakması gerektiği konusunda bütün Tanzimat romancıları birleşmişlerdir.

2 - İlk öykülerde topluluk önünde anlatılan meddah öykülerinin etkisi ve tekniği görülür.

3 - Daha ilk eserlerden başlayarak, Tanzimat edebiyatı öykü ve romancılarının bir kısmı halka (Ahmet Mithat, Emin Nihat, Şemsettin SamiNabizade Nazım), bir kısmı aydın kişilere (Namık KemalSami Paşazade SezaiRecaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi tercih etmişlerdir.

4 - Bunun sonucu olarak da, halka seslenen yazarlar sade dille, aydın kişilere seslenen yazarlarsa yabancı sözlük ve dil kuralları ile yüklü bir dille yazmışlardır.

5 - Eserler genel olarak, duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur.

6 - Tanzimat öykü ve romanında işlenen önemli temalar: “tutsaklık”; zorla yapılan evliliklerin doğurdu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farkların karşılaştırılması; kadın erkek arasında ki ilişkilerde değişik ortamlarda gelişen evlilik, aşık olma temaları ağırlıklı olarak işlenmiştir.

7 - Tanzimat edebiyatının ilk döneminde yetişen ve romantizm akımının etkisi altında kalan yazarların eserlerinde bu akımın özelliği olarak :

-Tesadüflere çok yer verilmiştir.

-Yazarların kişiliği gizlenmemiş; ikide bir okuyucuya “Ey Kaari!” (okuyucu) diye seslenilmiş; olaylar okuyucuyla konuşa konuşa yürütülmüştür.

-Sırası düştükçe, olayın yürüyüşü durdurulmuş, bir takım bilgiler verilmiştir.

Roman aracılığı ile bireyi eğitme ve toplumu düzeltme amacı gözetilmiş; bunun için de siyaset, din, ahlak, felsefe v.b. ile ilgili düşünce ve bilgiler ya olayın yürüyüşü durdurulup ya da olayların örülüşü içinde dolaylı olarak okuyucuya aktarılmıştır.

-Kahramanlar çoğu zaman yaşamdan alınmış doğal kişilerdi. Ancak kimi zaman olağanüstü olaylara ve insanlara da yer verilmiştir.

-Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür.

-Olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllerini, kötüler ya da suçlular cezalarını alırlar.

-Kahramanlar çoğu zaman bir görüşte aşık olurlar.

-Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılmıştır.

-Kişi tasvirleri de çoğu zaman olay içinde eritilmemiş; tersine, olayın yürüyüşü durdurularak, kişinin kaşı, gözü, saçı, v.b. özellikleri teker teker anlatılmıştır.

10 - Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen realizm (gerçekçilik) ilenatüralizm (doğalcılık) akımlarının etkisi altında kalmaya başlayan yazarların eserlerinde ise, gözleme önem verilmiş, nedenlerle sonuçlar arasında bağlar aranmış, olağanüstü olaylar ve kişiler bırakılmış, anlatılan her şeyin olabilir izlenimini bırakmasına dikkat edilmiştir.

Tanzimat Edebiyatında Roman

Türk edebiyatında roman 1860′tan sonra başlar, Edebiyatımızdaki ilk roman, François Fenelon’dan Yusuf Kâmil Paşa tarafından Telemak (1862) adı ile çevrilen romandır. O dönemde çevrilen diğer romanlar: Sefiller, Monte Kristo Kontu, Atala, Paul ve Virginie…

Fransız romanlarından çevrilen örneklerin ardından Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami gibi yazarlar roman yazmaya başlamışlardır. Türkçede roman niteliğini taşıyan yerli ilk roman Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-u Talat ve Fıtnat adlı eseridir.

Batılı anlayışta yazılan ve çevrilen romanları tanıyana kadar Türk okuyucusu, çeşitli kaynaklardan gelen hikâyeleri okuyordu: Halk hikâyeleri ve mesneviler. Hacim bakımından bazen bir roman büyüklüğünde de olabilen mesneviler, Divan edebiyatı nazım şekillerinden biriydi. Pek çok karakteri ortak olan mesnevilerdeLeylâ ile Mecnun, Yusuf ile Zeliha, Hüsrev ve Şirin hikâyeleri değişik şairlerce işlenmişti. Gözleme ve gerçekçiliğe yer verilmeyen mesnevilerde dil çok ağırdı ve psikolojik analizlere yer verilmezdi. Mesneviler bu özellikleri ile romandan çok, gelişmiş bir masal olarak kabul edilebilir. Halk hikâyeleri de mesnevilerle benzer hikâyeleri anlatmıştır. Halk hikâyeleri dil ve üslûp bakımından halkın konuşma diline ve üslûbuna çok yakındır.

Batıdan gelen roman, Tanzimat döneminde iki yoldan gelişmiştir. Birinci yol, Ahmet Mithat’ın, Batılı hikâye ve romanla Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalıştığı yoldur. Yazar, romanlarını yazarken Halk hikâyeciliğinden yararlanmıştır. Sanatçının bu tarz ile yaptığı, halk hikâyelerinin modernleştirilmesi çalışmasıdır.

Tanzimat romancılığındaki ikinci yol ise Namık Kemal’in Batılı hikâye ve roman tekniğini uygulamaya çalıştığı yoldur. Tanzimat edebiyatının diğer romancıları Ahmet Mithat’ın değil, Namık Kemal’in yolunu seçmişlerdir. Tanzimat romancıları, hem kendilerinin hem de Türk okuyucusunun asırlardan beri romantizme olan büyük yakınlığından dolayı romantizmi izlemeyi tercih etmişlerdir.

Tanzimat edebiyatında Ahmet Mithat popüler romanın, Namık Kemal edebî (sanatkârane) romanın öncüsü olarak ortaya çıkmış, bu iki romancı roman kurgusunda, tekniğinde, dil ve üslûpta ayrılarak iki ayrı damar oluşturmuşlardır.

Tanzimat Romanının Genel Özelliği

Kişi: Tanzimat romanlarının birinci dönem sanatçıları tarafından yazılanlarında (İntibah, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Cezmi) idealize edilmiş kişiler vardır. Namık Kemal, Cezmi’de kendi gençliğini ve kişiliğini anlatır âdeta. Ahmet Mithat’ın Felatun Bey’le Rakım Efendi’sinde Felatun Bey batılılaşmayı yanlış anlayan bir tiptir; Rakım Efendi ise batılılaşma konusunda idealize edilmiş bir tiptir ve doğru batılılaşmanın nasıl olacağını gösterir.

İkinci dönem sanatçılarının eserlerinde ise (Sergüzeşt, Karabibik, Araba Sevdası) gerçekçi kişiler vardır: Dilber (cariye), Karabibik (köylü), Bihruz Bey (Batılılaşma sevdalısı cahil bir adam)… Tanzimat sanatçıları, her kesimden kişiyi kendi sosyal ve ekonomik konumlarına uygun olarak konuşturmuşlardır.

Olay: Tanzimat romanında anlatılan olayların ya gerçek ya da gerçeğe benzer olması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Şemsettin Sami, Taaşşuk-ı Tal’at ve Fıtnat’taki olayların gerçekten yaşanmış olduğunu söylemiştir. Tanzimat romanlarında olayların merkezinde aşk ve entrikalar vardır. Tanzimat sanatçıları romanları sürükleyici hâle getirmek için aşkı ve entrikayı olayların gelişmesinde tesadüflere çok yer vererek başarılı bir şekilde kullanmıştır. İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası, Müşahedât, Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Zehra adlı romanlarda bunun uygulamasını görebiliyoruz. Tanzimat romanında yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olaylar anlatılmıştır.

Zaman: Tanzimat romanlarında zaman, Cezmi dışında, sanatçıların yaşadığı zaman, genellikle Osmanlı toplumunun Batı ile tanışmaya başladığı dönemdir. Bazı romanlarda Batıya dönük kişilerin yaşamı ve zamanı (Araba Sevdası, Felatun Bey’le Rakım Efendi) bazı romanlarda ise Osmanlı’nın içe kapanık dönemi yansıtılır. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Sergüzeşt) Genel olarak zaman, Osmanlı toplumunun Batı medeniyeti ile tanışmaya başladığı zamandır.

Mekân: Tanzimat romanlarında olayların geçtiği mekân genellikle İstandul’dur. İstanbul’da Çamlıca ve Beyoğlu gibi eğlence mekânları öne çıkar, (İntibah, Araba Sevdası) Bu romanlar aile merkezli olduğu için mekân da aile çevresidir. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, İntibah, Zehra, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Müşahedât). Ahmet Mithat olayları, hakkında bilgi vermek istediği mekânlarda geçirmiştir. Bu mekânlar, genellikle Anadolu, Suriye, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Batı Avrupa’dır. Karabibik’te ise mekân Antalya’nın bir köyüdür. Cezmi’de olaylar, İran’da ve Kırım’da geçer. Sergüzeşt’in son bölümünde ise mekân Mısır’dır. Tanzimat romanlarında mekân, fon olarak kullanılsa da ağırlıklı olarak o dönemin sosyal yaşamını yansıtacak yerlerdir.

Tema: Tanzimat romanlarında şu konulara ağırlık verilmiştir:

Araba Sevdası: Yanlış batılaşmanın yol açtığı komik durumlar. (R.Mahmut Ekrem)
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Görmeden evlilik, erkek baskısı ve zulmüne dayalı aile şartları, kadınların esareti. (Şemsettin Sami)
İntibah, Araba Sevdası: Yanlış kadınları sevmenin doğurduğu yıkımlar.
Sergüzeşt: Kölelik ve cariyelik. (Şemsettin Sami)
Karabibik: Bir köy yaşamı. (Nabizade Nazım)
Zehra: Kıskançlık ve kıskançlığın yol açtığı olumsuzluklar. (Nabizade Nazım)
Cezmi: Tarihi bir olay. (Namık Kemal)
Felatun Bey’le Rakım Efendi: Batılılaşmanın hangi yoldan ve ne şekilde olması gerektiği. (Ahmet Mithat Efendi)

Dil ve Üslûp: Tanzimat’ın birinci döneminde halkın anlayacağı bir dil kullanılmış, ikinci dönemde ise bu sade dilden uzaklaşılmıştır.

Ahmet Mithat, olayları heyecanlı bir şekilde anlatmıştır.

Sıfatlara, benzetmelere, abartmalara sıkça yer veren Namık Kemal, romanda anlatılan olaya göre üslûbunu değiştirmiştir. Savaş betimlemelerinde coşkuludur. Diyaloglarda ise sakindir.

Şemsettin Sami, dili kullanmada başarısızdır. Romanında yer yer dil bilgisi bozukluklarına rastlanmaktadır. Yazar, kişilerin kendi ağızlarına göre konuşturulmasında başarılıdır.

Samipaşazâde Sezai, Sergüzeşt’teki betimleme ve analizlerde, Türkçeden uzaklaşmıştır. Eserde özensiz bir üslûp görülür.

Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası’nda, çoğunlukla Osmanlıca terkip ve tamlamalar kullanmıştır. Romanın dili bu yüzden sade değildir.

Nabizade Nazım ise Farsça ve Arapça kelimelerden ve tamlamalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşarak, ortalama bir dil kurmuştur.

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosu

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosunun Genel Özellikleri

-Tanzimat edebiyatı ile edebiyatımıza giren tiyatro, tıpkı Tanzimat romanında olduğu gibi tarihi ve sosyal konuları işlemiştir.

-Bu dönem tiyatro çalışmaları telif, tercüme ve adaptasyon olmak üzere üç gurupta toplanabilir.

-Daha ziyade komedi türünde eserler yazılmış ve oynanmıştır.

-Tiyatro eserlerinde üç birlik kuralına uyulur. Ancak Tanzimat’ın ikinci döneminde Abdülhak Hamit’in tiyatroları bu yargının dışındadır.

-Tiyatro eserlerinde iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür. Eserler, öğütle biter. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

-Bu dönem tiyatrosu Batı tiyatrosunun etkisi altındadır. Özellikle Shakespeare ve Moliere, tiyatro yazarlarımızın taklit ettikleri büyük ustalardır.

Tiyatro

Türkler sahne gereksinimlerini Tanzimat dönemine kadar Meddah, Karagöz ve Orta Oyunu ile karşılamışlardır. Ne taklide dayanan Meddah ne şahısları perde üzerine yansıtılarak hikâyesi canlandırılan Karagöz ne de olayı kişiler aracılığıyla halk arasında temsil eden Orta Oyunu, bugün tiyatro adına verdiğimiz seyirlik edebiyat türünün karşılığıdır.

Batılı anlayışa uygun bugünkü modern tiyatro, edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girmiştir. Tanzimat’ın daha ilk yıllarında tiyatro binaları yapılmaya başlanmış, önceleri rakipsiz yıllarında tiyatro binaları ve grupları zamanla yerlerini yerli topluluklara bırakmışlardır. Dönemin koşullarına göre tiyatronun seyircisi Batı kültürüyle yakından ilgilenen küçük bir gruptan ibarettir. Bunun yanında pahalı bir eğlence olması, Türk kadınının sahneye çıkamaması gibi sebeplerden dolayı Türk tiyatrosu kısa zamanda gelişememiş, uzun süre sanatçı olarak Türk yaşam biçimini benimsemiş olan Ermeni azınlıktan yararlanmıştır. Sahneye Afife Jale 1919 yılında Müslüman Türk kadını olarak ilk kez “Yamalar” oyununda çıkmıştır.

İlk tiyatrolar, İtalyan ve Fransız girişimciler tarafından kurulmuştur. Hoca Naum, Hasköy, Şark ve Ortaköy tiyatroları ilk yerli tiyatrolardır. Daha sonra ilk ciddi tiyatro 1867′de kurulan yarı resmi Osmanlı Tiyatrosu’dur.

Uzun süre hizmet veren Osmanlı Tiyatrosu, Ahmet Mithat’ın, Çerkez Özdenler adlı dramının hürriyet duygularını aşıladığı bahanesiyle 1884′te II. Abdülhamit tarafından kapatılmıştır.

Basılı ilk tiyatro eserimiz, İbrahim Şinasi’nin 1859′da yazıp 1860 yılında Tercüman-ı Ahval’de tefrika ettiği Şair Evlenmesi’dir. 1859′dan önce yazılan İskerleç adında bir yazara ait olan Vakayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşger Ahmet (Pabuççu Ahmet’in Garip Vak’alar ve Maceraları) adlı eser ile Hayrullah Efendi’nin Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşeni adlı eseri 1859′dan sonra basıldığı için ilk Türkçe piyes olarak kabul edilmemektedir.

Namık Kemal, tiyatroda eğlence ile toplumsal yararı birleştirir. Vatan yahut Silistre (1873) Celâlettin Harzemşah (1881) oyunlarında tarihsel konuları, Gülnihal (1875), Zavallı Çocuk (1873) ve Akif Bey (1874) adlı oyunlarında ise toplumsal konulan işler.

Ahmet Vefik Paşa, tercüme ve adaptasyon tarzında eserler vermiştir. Moliere’den çevirdiği ve Zor Nikâh, Zoraki Tabip adını verdiği Türkçeye adapte edilmiş eserleriyle büyük başarı sağlamıştır. Ali Bey, Kokana Yatıyor, Misafir-i İstiskal gibi birer perdelik komedileri yanında Moliere’den adapte ettiği Ayyar Hamza ile tiyatromuza katkıda bulunmuştur.

Ebu-Ziya Tevfik, Ecel-i Kaza; Şemsettin Sami, Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Şeydi Yahya adlı eserleri ile tiyatroya katkıda bulunmuştur. Ahmet Mithat Efendi de Eyvah adlı dramıyla tiyatro türünde eser vermiştir.

1870′ten sonraki piyes yazarlarından biri de Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Recaizade Mahmut Ekrem, Atala ve Amerika Vahşileri adlı eserlerinin, yazılan ilk eser olduğunu belirtir. Çok Bilen Çok Yanılır (1914) komedisi Batılı anlamda tiyatronun bütün özelliklerini taşır.

Tanzimat edebiyatında tiyatro türünde çok sayıda eser veren bir diğer sanatçı da Abdülhak Hamit’tir. Eserlerinin bir kısmını mensur bir kısmını da manzum yazmıştır.

Abdülhak Hamit’in eserleri:

Mensur olanlar:
Macera-yı Aşk (1873)
Sabr-ü Sebat (1874)
İçli Kız (1874)
Duhter-i Hindu (1875)
Finten (1916)
Yadigâr-ı Harb
Manzum olanlar:
Nazife (1878)
Nesteren (1877)
Eşber (1880)
Tarhan (1916)
Sardanapal (1917)
İlhan (1918)
Hakan (1935)

Eserlerini dram türüyle yazan Hamit; Finten’de Shakespeare; Nesteren ve Eşber’de Corneille’in etkisinde kalmıştır. İlk piyeslerinde tiyatro tekniğine (üç birlik kuralı) uyarken sonraları bu anlayışı bırakmış, 1880′den sonraki tiyatro eserlerini okunsun diye yazmıştır.

Piyeslerinde sosyal gerçeklere pek değinmemiştir. Bireyin iç dünyasına yönelerek daha bireysel konuları işlemiştir. Hâmit’in piyeslerindeki en büyük kusur dilde ve üsluptaki düzensizliktir. İlk piyeslerinde konuşma diline ve üslubuna yaklaşmış olmasına rağmen sonraki eserlerinde bu dil ve üsluptan uzaklaşmıştır.

Bu dönemin tiyatro yazarları arasında Manastırlı Rıfat, Hasan Bedrettin Paşa, Ali Haydar, Sami Paşazade Sezai, Muallim Naci, Mehmet Şakir gibi isimleri de sayabiliriz.

A) HİKAYE-İ İBRAHİM PAŞA

Tanzimat devrinin ilk tiyatro eseridir. Konusunu Kanuni devrinden alan ve 4 perdeden 11 tablodan oluşan Hayrullah efendi tarafından yazılan küçük bir dramdır. Konusu, Kanuni’nin Bağdat seferi sırasında Ordu Defterdarı İskender Çelebiyi haksız yere idam ettirdiği ve saltanat hırsına kapıldığı için Kanuni tarafından 1536 da idam edilen sadrazam İbrahim Paşa ile aynı devirde Mısır da ün salmış mutasavvıf İbrahim Gülşeni ve Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa’lar birbirine karıştırılarak Osmanlı imparatorluğu için asıl tehlikenin son söylenen şahsiyetten geleceği söylenmek istenen piyeste, tarihi atmosferi tamamlamak için özellikle dil ve uslübun 16. yy uygun olması dikkat çekicidir.

B)ŞAİR EVLENMESİ

Şinasi tarafından yazılan bir perdelik komedidir. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval de sertifika şeklinde yayınlanmış ve aynı yıl kitap halinde basılmıştır.konu olarak görücü usulü evlenme adetini işlemiştir. Olay basittir fakat kuruluş sağlamdır. Vakanın başlıca iki tarafından yürütülmesi, değişik halk tabakalarından yerli karakterlerin bulunması orta oyununa ait özellikleri içerirken belli bir edebi metin halinde olması, vakanın gelişme tarzı bakımından batılı tarzda bir eserdir. Eserin böyle bir yapıda oluşu yazarın, orta oyuna alışık olan Türk seyircisini yadırgatmadan batılı tiyatroya ısındırmayı amaçlamıştır. Şinasi, tiyatroyu da düşünce ve bilgileri aktarma aracı olarak görmüştür. Türk tiyatrosunun komedi türündeki ilk denemesi, drama türündeki Hayrullah Efendinin piyesine göre teknik bakımdan daha ileridedir. Şinasi kendinden sonrakiler için de teşvik edici olmuştur.

 

C) İLK MANZUM PİYES

Türk tiyatrosunun ilk manzum piyesini 1866 da Ali Haydar yazmıştır. Üç adet piyesi vardır. Bunlar; 1- Sergüzeşt-i Perviz 2- Sasaniyan hükümdarlarında ıı. Ersaz’ın Sergüzeşti 3- Ruya Oyunu dur. Bunlardan ilk ikisi trajedidir. Yazar ilk piyesinin önsözünde Türk tiyatrosuna ilk trajediyi kazandırdığını söyler. Ancak kuruş ve teması daha çok dram karakteri taşır. Doğal olarak manzum tiyatro çeşidinin ilk deneme olması , yazarın nazım tekniğine hakimiyet zayıflığı dil ve uslübu cansızlaştırmıştır. Son piyesi ise iki perdelik komedidir.

D)KARAKTER KOMEDİSİ

Bir yandan tiyatroda oynanmak üzre tercüme piyesleri hazırlayan diğer yandan da kendisi piyes yazan Ali Bey’in 1- Kokona Yatıyor,2- Misafir-i istiskal,3- Geveze Berber adlı üç komedisi ile Letafet isimli (1899) bir tane operatı vardır. Yazdığı komedyalar tamamen batılı tarzda kuruluşa sahiptır. Sosyal meselelere dokunmaz. Basit karakter komedisidir ki bu tarzın Türk tiyatrosundaki ilk örnekleridir.

E) RECAİZADE EKREM’İN VUSLAT’I

İlk denemesini Afife Anjelik ile 1870 de yapmıştır. İkinci denemesi Atala yahud Amerika Vahşileridir. Afife Anjelik, kocasının yokluğunda uşağının tecavüz teşebbüsüne karşı direnmiş genç bir kadının hikayesini anlatır. 4 perdelik ve şahısları Fransızdır. Kitabın kapağında ve yayınlana gazetede telif diye gösterilmesi vakası Fransada geçmiş zabıta olayından alındığı ihtimalini güçlendirmektedir. 1872 yılların başında Fransız yazar Şatobriyan dan çevirdiği Atala romanını piyes haline getirip bastırmıştır. Önemli bir başka tiyatro eseri de Vuslattır(1874). Evlilikte anne- babanın değil çocukların karar vermesi gerektiği şeklindeki sosyal meseleyi ele olan dramın önsözünde , daha önceki denemelerinde yerli olay ve ifadelerin yer almayışından dolayı eleştirilmesine dikkat çekerek haklı olduklarını bunun için Milli bir piyes denemesi olarak Vuslat’ı yazdığını ifade eder. Vuslat daha önce Namık Kemal ‘in yayınlanan Zavallı Çocuk’taki temayı aynen tekrarlaması ve karakterler arasındaki benzerlikler nedeniyle değerini zayıflatmıştır.

1914 yılında vefatından sonra basılan konusunu Binbir Gündüz Hikayeleri’nden alan Çok Bilen Çok Yanılır komedisi modern tiyatro türünün bütün özelliklerini taşır. Tanzimat döneminin en iyi tiyatro yazarları arasında yer alır.

F) ROMANTİK DRAM

Namık Kemal, Osmanlı Tiyatrosu’nun modernleşmesi için çaba harcarken bir tarafından da oynanmak üzre piyesler yazmıştır. 1867 yılında Avrupaya giden N. Kemal, orada da tiyatro ile ilgilendi ve burada tiyatronun sadece eğlence aracı olmadığını aynı zamanda seyircinin kültür seviyesini yükseltme görevi de olduğunu farketti. Binlerce insana hitap eden bu müessese, bir okuldu. Paris’ten yazdığı mektuplarda tiyatronun “ahlak ve lisan” mektebi olduğunu ifade etmiştir. Avrupadan dönünce Osmanlı Tiyatrosunun edebi heyetine girdi ve 1873 te “Vatan yahud Silistre’yi” yazdı. Oyun oynandıktan 1 hafta sonra Kıbrıs’a Magosa kasabasına kalebend olarak gönderildi.3 yıl içinde 600 defa oynandı. Bu sırada N. Kemal, Gülnihal’i (1875) yazıyordu. Kıbrıs da kaldığı 38 ay içinde 4 piyes yazmıştır. 1-Zavallı Çocuk (1873) 2-Akif Bey (74), 3-Kara Bela(1910), 4-Celalettin Harzemşah( 1875). Bu piyeslerin hepsi dramdır.

Vatan yahud Silistre ile Celalettin Harzemşah konuları arihi olaylardır. Teknik bakımdam enkuvvetli eseri Gülnihaldir ki vakanın geliştirilmesi, entrik unsurların çok iyi işlenmesi, canlı karakterler olması onun bu eserini güçlü kılar. Vatan yahud Silistre ise devrin yurtseverlik ve kahramanlık duygularını çok iyi işler. Celalettin Harzemşah ise romantik dramın etkisiyle yazılmıştır. Okunmak için yazılmış, vakası da orta çağ tarihinden alınmıştır.

Not: Tanzimat döneminin romantik dramın ilk örneğidir. Özellikle faydalı bir eğlence olarak tanımladığı tiyatro ile ilgili fikirlerini Celalettin Harzemşah’ın Mukaddemesinden öğrenmek mümkündür. Bu piyes, Abdülhak Hamid’in tarihi piyeslere yönelişini sağlamıştır.

Not: N. Kemal–> Zavallı Çocuk, R. Ekrem–>Vuslat, A.Hamid–> İçli Kız piyesleri arasında yakın tema ve vaka benzerlikleri dikkat çeker.

G) MİLLİ DRAM TERİMİ

Tiyatro alanındaki başka önemli şahsiyet ise Ahmet Mithat‘tır. 1872 yılında Eyvah isimli dramı oynanmıştır. Bu oyunun teması, batılılaşmanın aile üzerindeki tesiri ve evlenmedeki eski adetlerin tenkidi şeklindedir. Burada birden fazla kadın ile evlenme tenkid edilmiştir. Bazı kesimlerce ağır tenkidlere maruz kalan A. Mithat, 1875 te Açık Baş adlı başka bir komedisi ile halkın dini duygularını kötüye kullanan din istismarcılarını eleştirmiştir. 12′ye yaklaşan eserlerinden 7 tanesi basılmıştır. 1875 te , Ahz-ı Sâr Yahut Avrupa’nın Eski Medeniyeti adlı dramı, insan hakları ve avrupadaki sınıf mücadelesini anlatmasına karşın başarısız bir dramdır. 1883 te Çerkez Özdenler adlı piyesin kapağında “Milli Dram” terimi ve “hem tiyatroda oynanmak hem de roman gibi okunmak için yazılmıştır” ifadesi yer alır.konusu Osmanlı İmparatorluğu azınlıklarından olan Çerkezlerin yaşayış tarzını anlatır. 1883 te yazılan Fürs-i Kadim’de Bir Facia yahut Siyavuş piyesi ise, konusunu eski İran tarihinden almıştır.

 

Bu dönem II :Abdülhamit tarafından ciddi tiyatro içerikli oyunlara izin verilmediğinden dolayı, daha çok müzikal eğlence ağırlıklı eserler sahnelenmiş ve buna Hamid de uyarak Çengi yahut Daniş Çelebi (1883), Ziba (basılmamıştır.) adlı tiyatro eserleri yazmıştır. Haricinde Hükm-i Dil 1884, Zuhur-i Osmaniyan (1879) piyesler yazmıştır. Sosyal meselelere üzerindeki hakimiyetinin yanı sıra tiyatro tekniğini ikinci plana atmıştir.

H) KURALSIZ ÜSTAD

Tanzimat tiyatrosu’nun en verimli ve en mühim şahsiyeti, şüphesiz Abdülhak Hamit‘dir. İlk denemesi (1873) Macera-yı Aşk, Fransız ve İngiliz edebiyatlarından gelme tesir ile egzotik bir yapı dikkat çeker. 1874 te Sabr u Sebat ile İçli Kız ‘ı yazar ardından Duhter-i Hindu ‘yu (1875) yazar. Sabr u Sebat ‘ta, atasözleri, halk tekerlemeleri ve cinaslı anlatım vardır. İçli Kız, Zavallı Çocuk piyesinin tesirindedir. Duhter-i Hindu ‘da tekrar egzotik anlatıma döner. Bunun sebebini de şöyle açıklar: Milli Tiyatro, herkese bildiği konuları aktarır oysa tanınmayan azınlıkların ve toplulukların hayatlarını , İslam veya Osmanlı tarihinin muhteşem olaylarını anlatmalıdır. 1916 da yazılan Finten , 19.yy sonundaki İngiltere’yi anlatır.

Hamid, piyeslerinin bir kısmını nesir bir kısmını da manzum yazmıştır. Yadir -ı Harp (1917), Nazife(1878), Nesteren(1877), Eşber(1880), Tarhan (1916), İlhan(1918), Hakan(1953) v.b. Eserleri vardır. Yirmi biri bulan tiyatro eserlerinin hepsi dramdır. Genellikle romantik dramın tesirindedir. Hanid’in bütün piyeslerinde karakterler ön plandadır. Psikolojik tahlillerine büyük önem vermiştir. Özellikle ihtirasların tahlil ve tasvirinde güçlüdür. Elbette piyeslerinde tamamen sosyal konulardan uzaklaşmış değildir. Vatan ve yurtseverlik konuları Liberta’da dikkat çeker. İlk piyeslerinde teknik yapıya dikkat ederken sonraları bunu ihmal etmiştir. 1880 den sonraki piyeslerini okunmak için yazmıştır. Bunun için perde bölünüşleri düzensiz olmuştur. Perde sonlarına yaptığı ilaveler piyesin yapısını bozmuştur. Nesteren ve Liberta’yı hece vezniyle yazarken diğerlerini aruz vezniyle yazmıştır. Onun eserlerindeki en büyük kusur dil ve uslüptadır. İlk piyesler konuşma diline yakınken sonraları uzaklaşmıştır. Zaman zaman bütün tiyatro kalıplarını hiçe saymıştır. O kurallar içinde kuralsız bir üstad olmuştur.

SONUÇ

Bütün gelişmeleri kısaca özetleyecek olursak;Batılı anlamıyla tiyatro da Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemde geleneksel tiyatro içine giren türler (kukla, Karagöz, orta oyunu gibi) de varlığını sürdürmüştür.Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’un çeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleri özellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro toplulukları bu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum , Güllü Agop gibi Ermeniler’in Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeye sebep oldu. Güllü Agop 1868′ de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda ilk kez düzenli olarak temsiller vermeye başladı; müzikli oyunlar dışında Türkçe oyunlar sergilemenin tekelini 10 yıl elinde tutmuştur. Birçok Türk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır. Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göre olanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancı kadınlar ya da erkekler oynamışlardır. Bu tiyatro 1884′te Ahmet Mithat’ın Çerkez Özdenler oyununu oynarken oyun özgürlük duyguları aşıladığı gerekçesi ile tiyatro kapatılmış, binası da yıktırılmıştır. Bundan dolayı bu tarihten 1908′e kadar kadar Türk tiyatrolarına tuluat oyunları egemen olmuştur.

Mardiros Mınakyan’ın kurduğu Osmanlı Dram Kumpanyası Türkçe oyunlar sahnelemeye devam etmiştir. Türk edebiyatında ilk tiyatro yapıtı olarak Hayrullah Efendi’nin(1817-66) Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşen’i (1844) adlı dramı gösterilmektedir.Şinasi’nin Şair Evlenmesi (1860) ilk güldürü olarak kabul edilmektedir. Ali Haydar (1836-1914) ilk trajedi , Direktör Ali Bey (1844-99) de karakter güldürü örnekleri vermiştir. Yazar, çevirmen, tiyatroya maddi ve manevi destek sağlayan devlet adamı olarak Ahmet Vefik Paşa(1823-91) ‘nın Tanzimat tiyatrosuna çok büyük katkısı olmuştur.Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarlamaları çok önemlidir. Feraizcizade Mehmed Şakir (1853-1911) duru bir Türkçe ve başarılı bir teknikle yazdığı oyunlardan ötürü ” Türk Moliere’i”olarak adlandırılmıştır.Bu dönem tiyatrolarında çoğunlukla toplumsal ve tarihsel konular işlenmiştir. Öbür türlere oranla Tanzimat döneminde tiyatro çok daha etkili olmuştur. Bu bakımdan bazı Tanzimat yazarları (Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit) tiyatro oyunları da yazmıştır.

TANZİMAT DEVRİ TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLER

A) Bu dönem sanatçıları,Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale,tiyatro, roman, hikaye,anı, eleştiri gibi yeni edebiyat türleri getirmişler, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişlerdir.

 

B) Tanzimat edebiyatının özellikle ilk döneminde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal) Montesquieu, Rousseau, Voltaire gibi Fransız yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet, hak, adalet, kanun, meşrutiyet gibi kavramları yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir.

C) Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen sanatçılar ise (Recaizâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşazâde Sezai) toplum işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir. “Her güzel şey şiire konu olabilir.” anlayışını savunmuşlardır.

D) Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm(Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey) bir kısmı Romantizm (Namık Kemal) bir kısmı da Realizm (Recaizâde Mahmut Ekrem, Sami Paşazâde Sezai, Nabizâde Nâzım.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.

E)Tanzimat edebiyatı, Divan Edebiyatı’nın tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de olsa roman türlerinde eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen Recaizâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, başta olmak üzere bazı edebiyatçılar ise bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.

F) Dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Dil konusunda bu düşünceyle birlikte, eski alışkanlıklarından kurtulup da öz Türkçe yazılmış değildir. Cümlelerin uzunluğu kısalmış, anlaşılır cümleler kurulmaya çalışılmıştır. Türkçe, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Edebi Türk nesrinin temeli bu dönemde ve Şinasi tarafından atılmıştır.

G)Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise konuşma dilinden uzaklaşarak Divan Edebiyatı geleneklerini sürdürmüşlerdir.

H) Divan şiirindeki “bölüm güzelliğine” karşın “konu bütünlüğüne, güzelliğine” önem vermişlerdir.

———————————–

TANZİMAT DEVRİ TÜRK EDEBİYATI’NIN GENEL ÖZELLİKLERİ

• Bu dönem edebiyatının en belirgin özelliği sosyal hayata dönük olmasıdır. Bunun sebeplerinden biri, Tanzimat Fermanı’ndan itibaren Osmanlı ülkesinde başlatılan ve halkın da katılımının hedeflendiği yeni bir rejime doğru geçişin hazırlıklarıdır. Diğeri ise reel hayatı ve insanı esas alan bir tavrın benimsenmesidir. Tanzimat Fermanı’nda haklarından ve yetkilerinden vazgeçtiğini, bunları kurumlar ve kanunlarla paylaşacağını bir yeminle beyan eden padişah, aynı zamanda bu rejim değişikliği için ilk adımı da atmış olur. Tanzimat Fermanı’ndan 17 yıl sonra, 1856′da ilan edilen Islahat Fermanı’yla bu yeni düzenle ilgili esaslar genişletilerek tekrarlanır. Osmanlı ülkesi monarşik bir rejimden meşrutiyet rejimine doğru adım adım ilerlemektedir. Hedeflenen bu yeni rejim anlayışında halkın katılımı söz konusudur.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı neden sosyal hayata dönük bir edebiyattır?

Edebiyatın bu değişimdeki rolü, devletle halk arasındaki ilişkiyi kurmak, halka yeni rejim anlayışı içerisindeki yerini ve katılımını öğretmek ve yeni düzenin kendisini daha kolay kabul ettirmesine yardımcı olmaktır. Bu durum, dönem edebiyatının doğal olarak aynı zamanda siyasal bir içerik kazanmasına yol açar. Bu sebeple dönem edebiyatı, divan edebiyatına kıyasla, hayat ve insanla ilgili konularla daha çok ve gerçekçi bir biçimde ilgilenir.

• Edebiyatın insanı ve sosyal hayatı esas almış olması, değerler dünyasının değişmesini ve merkeze insanın yerleştirilmesini getirir. Böylece insan siyasal hedeflerin de dışında hayatın merkezi olur. Bu defa yeni düzen onun etrafında ve onun istekleri doğrultusunda kurulur.

• Bu durum edebiyata, aynı zamanda soyuttan somuta diğer bir söyleyişle -şimdilik Batılı anlamda değilse de – realist bir anlayışın edebiyata yerleşmesine yol açar. Tanzimat Devri Edebiyatı, divan edebiyatının o çok soyut dünyasıyla kıyaslanırsa realist bir edebiyattır. Ancak Batılı edebiyat dünyasının değerleri açısından ancak romantik bir edebiyat sayılabilir.

• Edebiyatın merkeze insanı alması, sosyal bir edebiyat olması ve halka yönelmesi, yayın organı olarak öncelikle gazeteyi seçmesine yol açar. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, gazetede gelişen bir edebiyattır. Gazete, okuma yazma oranının düşük, dolayısıyla okuma alışkanlığının olmadığı bir ülkede halka kolayca ulaşmada en kısa yollardan biridir. Aydınlar, devletle halk arasındaki köprüyü gazeteler aracılığıyla daha kolay kurarlar. Bugünkü kadar değilse de kısa aralıklarla çıkan gazetelerle halka yeni medeniyet dairesi ve rejimle ilgili bilgiler aktarılarak yavaş yavaş bir taraftan Batılılaşma hareketi hızlandırılmaya, bir taraftan da yeni rejimle ilgili olarak kamuoyu oluşturulmaya çalışılır. Fakat bu yıllarda gazetenin edebiyat açısından iki önemli katkısı daha vardır. Bu katkılar; Batı edebiyatından yapılan tercümelerin yayımlanması, dolayısıyla halkın Batı edebiyatının ilk örnekleriyle karşılaşmasının, diğer yandan da bu örnekler doğrultusunda üretilen ilk yerli örneklerin yayımlanmasının sağlanmasıdır.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı niçin gazetede gelişen bir edebiyattır?

• Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, eğitimi öncelemiş bir edebiyattır. Bu eğitim, Batılı bir hayat düzenini benimsemiş Türk insanının ortaya çıkarılması açısından gereklidir. Bu sebeple öncelikle gazeteler halka en kolay, en yaygın ve en sık ulaşabilen vasıtalar olarak Batı medeniyetinin değerler dünyasını anlatırlar. Diğer yandan bütün edebî türlerde yeni insan tipinin yaşama biçimi örneklenirken yanlışlıkları ve aşırılıkları da tenkit edilir.

• Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, divan edebiyatına tepki olarak doğmuş bir edebiyattır. Hayatın her safhasında başlayan yenileşme hareketi hayata, insana, tabiata farklı şekilde bakan ve bunları anlatan bir insanın doğmasını ve bu insanın ürettiği ve zevk aldığı bir edebiyatın meydana gelmesini sağlamıştır. Bu, divan edebiyatının fazla sanatlı, hayattan uzak, soyut dünyasından farklı bir edebiyattır. Doğrudan doğruya ve olduğu gibi insanı, hayatı ve tabiatı anlatan bir edebiyattır. Özellikle edebî dönemin başında Nâmık Kemâl gibi kurucular, divan edebiyatını tenkit ederek yeni edebiyatın değerler sisteminin kurulmasına ve kabullenilmesine yardımcı olmaya çalışırlar.

• Tanzimat Devri Türk Edebiyatı’nı, divan edebiyatından ayıran en önemli özellik dil anlayışıdır. Divan edebiyatının aşırı sanatlı, bu sebeple de anlaşılması zor dil anlayışı Tanzimat sanatçıları tarafından benimsenmez. Çünkü halka edebiyat yoluyla da ulaşmak, eğitmek ve mesajlar vermek isteyen sanatçılar, mümkün olduğu kadar anlaşılır bir dili kullanmak durumunda olmuşlardır. Bu iç içe birleşik, fiili az, edatlarla birbirine bağlanmış, Arapça ve Farsça unsurlarla kurulmuş cümle anlayışından uzaklaşma; kısa, düşüncenin kendisini anlatan, fiille tamamlanmış cümleye geçiş demektir. Böylece henüz okuma alışkanlığı olmayan okuyucu, dili anlama ve asıl fikre ulaşma zorluklarından da kurtarılmış olur.

Tanzimat Devri Türk Edebiyatı nasıl bir dil anlayışını benimser?

• Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, divan edebiyatının tersine tür olarak nazım (şiir) yerine, nesri (düz yazı) daha çok tercih etmiştir. Tanpmar nesrin, insanın kendini daha kolay ifade biçimi olduğunu belirtir (Tanpmar, 2006). Aslında bu dönemde nesir, şiirin dar ve yoğun anlatma biçimine göre daha rahat, uzun ve geniş anlatma fırsatlarını vermesi sebebiyle tercih edilmektedir.

• Edebiyatta daha çok Fransız tesirleri vardır. Aslında bu yıllarda nasıl Batı medeniyeti derken Fransa kastediliyorsa Batı edebiyatı derken de daha çokFransız edebiyatından söz edilmektedir. Bunun için edebiyatın en çok kullanılan konuları, Fransız edebiyatının konularıdır. Gericiliğe, zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, esarete ve haksızlığa karşı tepki gösterilir. Hürriyet, kanun, eşitlik, meşrutiyet, adalet, hak, millet ve vatan gibi kavramlar yayılmaya başlar. Bu kavramlar dönem edebiyatının en çok kullanılan kavramlarıdır.

• Klasik bir söyleyişle ‘toplum için sanat’ fikri hakimdir. Amaç edebiyat yoluyla topluma hizmet etmektir.

• Divan edebiyatında güçlü bir şiirinin olması, Tanzimat sonrası gelişen edebiyatın ortaya koyduğu şiirin kendisini kabul ettirmesi için epeyce uzun süre mücadele vermesini gerektirir. Bu sebeple Tanzimat sonrasındaki edebiyatta asıl tartışma ve tenkitler şiir etrafmdadır. Başlangıçta bizde örneği olmadığı düşünülen roman, hikâye, makale gibi türler Batı edebiyatından olduğu gibi alınıp benimsenmiş ve kullanılmış, etrafında şiirde olduğu gibi bir tartışma yapılmamıştır.

• Tanzimat Devri Türk Edebiyatı, sanata ve topluma olan yaklaşımları açısından iki ayrı dönem hâlinde değerlendirilir. Birinci dönemde sanatı sadece araç olarak seçmiş ve toplumu öncelemiş bir edebiyat söz konusudur. İkinci dönemde ise sanat, sanat için yapılır. Bu iki devreden birincisi için ‘Şinâsî – Ziya Paşa – Nâmık Kemâl Nesli’, ikincisi içinse ‘Ekrem – Hamid – Sezâî Nesli’ de denmektedir. Fakat bu iki edebiyat devresinin de öncesinde bir hazırlık devresinin varlığından söz edilmelidir. Çünkü Batılı Türk Edebiyatı’nın bizdeki ilk örnekleri 1859′dan itibaren verilmeye başlanır. Tanzimat’ın ilanından hatta biraz daha öncesinden 1859′a kadar geçen hazırlık devresinde ilk gazetelerin yayımlanması ile ilk tercümeler vardır.

Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları ve Eserleri

Tanzimat 1.Dönem
( 1860-1876)

Tanzimat 2.Dönem
(1876-1895)

-Ziya Paşa
-Namık Kemal
-İbrahim Şinasi
-Ahmet Mithat Efendi
-Ahmet Vefik Paşa
-Şemsettin Sami
-Recaizade Mahmut Ekrem
-Abdülhak Hamit Tarhan
-Samipaşazade Sezai
-Nabizade Nazım
-Muallim Naci
-Direktör Ali Bey

ZİYA PAŞA
(1825-1880)

Başlıca Eserleri:
Zafername (1868, düzyazı şiir)
Rüya (ölümünden sonra, 1910)
Veraset Mektupları (ölümünden sonra 1910)
Eş’ar-ı Ziyâ (ölümünden sonra şiir, 1881)
Şiir ve İnşa (makale)
Harabat (Şiir Antolojisi)
Defter-i Âmal (Anı)

Tercümeleri:
Viardot’tan, Endülüs Târihi’ni,
Cheruel ile Lavallee’den, Engizisyon Târihi’ni,
J.J. Rousseau’dan Emil
Moliere’den Tartuffe 

NAMIK KEMAL
(1840-1888)

OYUN: 
Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
Kara Bela (1908)

ROMAN: 
İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

ELEŞTİRİ: 
Tahrib-i Harâbât (1885)
Takip (1885)
Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
Mukaddeme-i Celal (1888)

TARİHİ KİTAPLAR: 
Devr-i İstila (1871)
Barika-i Zafer (1872)
Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

ŞİNASİ
(1826-1871)

Tercüme-i Manzume
Şair Evlenmesi
Müntehabat-ı Eşhar (1862, Divan-ı Şinasi adıyla da bilinir, şiirlerinden seçmeler)
Durub-u Emsal-i Osmaniye (1863, atasözleri derlemesi)
Müntahabat-ı Tasvir-i Efkar (18623, 1885. Ebüzziya Tevfik tarafından düzenlenen seçme makaleler)

AHMET MİTHAT EFENDİ
(1844-1912)

ROMAN-ÖYKÜ: 
Kıssadan Hisse (öykü, 1869)
Esaret (1870)
Hasan Mellah (1873)
Hüseyin Fellah (1873)
Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul’da Neler Olmuş (1873)
Yeryüzünde Bir Melek (1875)
Felatun Bey’le Rakım Efendi (1875)
Karı Koca Masalı (1875)
Paris’de Bir Türk (1876)
Süleyman Musuli (1877)
Karnaval (1881)
Vah (1882)
Dürdane Hanım (1882)
Acaib-i Alem (fenni roman, 1882)
Cellad (1884)
Letaif-i Rivayat (25 kitaplık öykü dizisi, 1887)
Haydut Montari (1888)
Demir Bey yahut İnkişaf-ı Esrar (1888)
Gürcü Kızı yahit İntikam (1889)
Diplomalı Kız (1890)
Müşahedat (romanın romanı, 1891)
Hayal ve Hakikat (1892)
Taaffüf (Fatma Aliye ile, 1895)
Gönüllü (1896)
Amerika Doktorları (fenni roman, 1898)
Jön Türk (1910)

OYUNLAR: 
Eyvah (oyun, 1871)
Açık Baş (oyun, 1874)
Ahz-ı Sar yahut Avrupa’nın Eski Medeniyeti (1874)
Zuhur-ı Osmaniyan (1877)
Çengi (1877)
Çerkeş Özdenler (1884)
Fürs-i Kadim’de Bir Facia yahut Siyavuş (oyun, 1884)

DİL KİTAPLARI: 
Durub-ı Emsal-i Osmaniye Hekimiyatının Ahvalini Tasvif (1871)

TARİH: 
Kainat (15 kitap, 1871-1881)
Üss-i İnkilab (2 cilt, tarih 1877-1878)
Tarih-i Umumi (2 cilt, 1878-1879)
Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide (3 cilt, 1886-1888)
Tedris-i Tarih-i Edyan (1913)
Tedris-i Tarih-i Umumi (1913)

MAKALE-MEKTUP: 
Menfâ (1877)
Zübdet-ül Hakayık (anı-belge, 1878)
Ekonomi-Politik (1879)
Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat (3 cilt, 1883)
Arnavudlar ve Solyotlar (1888)
Müntehebat-ı Ahmed Mithad (3 cilt, 1889)
Halla-ü Ukad (mektuplar, 1890)

RUHBİLİM: 
Nevm ve Hâlât-ı Nevm (1881)
İlhamat ve Tagligat (1885)

ŞEMSETTİN SAMİ
(1850-1904)

ROMAN: 
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872)

OYUN: 
Besa yahut Ahde Vefa (1875)
Gâve (1876)

DİL KİTAPLARI: 
Kamus-ı Türki (2 cilt, 1899-1900, tıpkıbasımları 1978, 1989)
Kamus-ı Fransevi (1882-1905, Fransızca’dan Türkçe’ye sözlük)
Kamus-ı Fransevi (1885, Türkçe’den, Fransızca’ya sözlük)
Küçük Kamus-ı Fransevi (1886, Fransızca’dan Türkçe’ye sözlük)
Usul-i Tenkit ve Tertib (1886)
Nev’usul Sarf-ı Türki ((1891)
Kamus’ül Âlam (6 cilt, 1889-1898, tarih ve coğrafya ansiklopedisi)

Ayrıca “Cep Kitapları” adıyla çeşitli konularda küçük öğrenci kitapları yayınladı.

AHMET VEFİK PAŞA
(1823-1891)

Lehçe-i Osmani (Türkçe Sözlük)
Fezleke-i Tarih-i Osmani (Kısa Osmanlı Tarihi)
Hikmet-i Tarih (Tarih Felsefesi)
Şecere-i Türki (Tercüme)
Moliere’in 16 eserini tercüme etmiştir.

RECAİZADE MAHMUT EKREM
(1847-1914)

ŞİİR: 
Nağme-i Seher (1871)
Yadigâr-ı Şebâb (1873)
Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888)
Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893)
Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910)
Nefrin (1914)

ROMAN:
Araba Sevdası (1896-1963)

ÖYKÜ:
Saime (1888)
Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890)
Şemsa (1895)

OYUN:
Afife Anjelik (1870)
Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873)
Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
Çok Bilen Çok Yanılır (1916)

DÜZYAZI:
Talim-i Edebiyat (1872)
Takdir-i Elhan (1886)
Kudemaden Birkaç Şair (1888)
Takrizat (1896)

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
(1852-1937)

ŞİİR: 
Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)

OYUN:
İçli Kız (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yı Aşk (1910)
İlhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
İbn Musa (1919, 1928)
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)

SAMİPAŞAZADE SEZAİ
(1860-1936)

ROMAN: 
Sergüzeşt (1889)

ÖYKÜ:
Küçük Şeyler (1892)

OYUN:
Şir (arslan, 1879)

SOHBET-ELEŞTİRİ-ANI:
Rumuzu’l- Edeb (1900)
İclal (1923)

NABİZADE NAZIM
(1862-1893)

Heves Ettim(şiir,1885);
Minimini-yahut-Yine Heves(şiir,1886);
Yadigarlarım(anı-öykü,1886)
Zavallı Kız(öykü.1890)
Bir Hatıra(öykü,1890)
Karabibik(uzun öykü,1891)
Sevda(öykü,1891)
Mini Mini Mektepli(okuma ve yazma parçaları,1891)
Hala Güzel(öykü,1891)
Haspa (öykü,1891)
Seyyie-i Tesamüh(-hoşgörünün kötülüğü-uzun öykü,1892)
Esatir(mitoloji,1892)
Aynalar(fizik kitabı,1892)
Zehra(roman,1896) 

MUALLİM NACİ
(1850-1893)

ŞİİR:
Terkib-i Bend-i Muallim Naci
Ateşpare (1883)
Şerâre (1884)
Fürûzan (1885)
Sümbüle (1889)
Yadigâr-ı Naci

ELEŞTİRİ:
Muallim (1886)
Demdeme (1886)

ANI:
Medrese Hatıraları (1885)
Ömer’in Çocukluğu (1890-1969)

SÖZLÜK:
Lügat-ı Naci (1891-1978)

ARAŞTIRMA:
Osmanlı Şairleri (1890-1986)
İstilahât-ı Edebiyye (1890-1984)
Esâmi (1890)

MEKTUP:
Muhaberat ve Muhaverat (1884)
Şöyle Böyle (1884)
Mektuplarım (1886)

OYUN:
Heder (ölümünden sonra, 1908)

DİREKTÖR ALİ BEY
(1844-1899)

Oyun:
Kokona Yatıyor yahut Madam Uykuda (1870)
Ayyar Hamza (Moliere’den adapte -1871)
Misafir-i İstiskal (1871)
Geveze Berber (1873)
Gavo Minar ve Şürekası (tercüme oyun-1889)
Letafet (1897)
Lehçetü’l Hakayık (mizah sözlüğü-1897)

mm
Paylaş:
Etiketler
"11. Sınıf – Türk Edebiyatı – 2. Ünite – Tanzimat Dönemi Edebiyatı" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
HEMEN YORUM YAP
"11. Sınıf – Türk Edebiyatı – 2. Ünite – Tanzimat Dönemi Edebiyatı" HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Bu konuya hiç yorum yapılmadı.
facebook
Lise Dil ve Edebiyat